MakalelerMedeniyetimiz

Türk-İslam Tarihinde Selçukluların Yeri ve Önemi

S

elçuklu idaresinde Türk hâkimiyeti başlamadan önce İslâm dünyası iç ve dış buhranlara düşmüş ve büyük tehlikelerle karşılaşmış bulunuyordu. XI. asırda birbirleriyle uzlaşmaz akîdeler, bütün İslâm dünyasını kaplamıştı. Sayısız mezhepler arasında amansız bir mücadele başlamıştı. Bir yığın sapık mezhepler ve diğer bir çok saçma akîdeler, Îslâm âlemini doldurmuş idi.

İslâmiyetin tek bir fikir etrafında toplanması, korkunç bölünmelerle parçalanmıştı. O kadar ki meselâ, tanınmış yazar Abd’ul-Kaahir Bağdadî (ölm. 1038)’ye göre, bu tür mezheplerin sayısı 70’den fazla idi. XI. asırda bu hâle düşen İslâmiyet, VII. asırda bilindiği gibi, dünyayı fethe çıkmıştı. İslâm âleminde bu fikir ayrılıklardan başka, siyâsi parçalanmalar da olmuştu. “Sünnî”lik âdeta halife ile birlikte Bağdat’ta sarayda hapsolmuş, etrafa “Şiî” temâyüllü kişiler hâkim olmuştur. 

Ayrıca zengin bir diyar olan Mısır, şiî eğilimli Fâtımî’lerin eline geçmişti. Halife hem bunlardın, hem de Bağdat’taki Şiî eğilimli kişilerin tehdidi altında bulunuyordu. Ayrılık sadece bunlardan ibaret olmayıp, İslâm dünyası küçük-büyük bir sürü devletçiğe de bölünmüştü. Yalnız İran sahasında bir düzüneye yakın devletçik bulunuyordu. Ayrıca bunlar gibi Orta Asya sahasındaki Türk devletleri de birbirleriyle mücadele ediyorlardı.

Her ne kadar İslâmiyeti yeni kabul etmiş bulunan Karahanlılar Doğuda cihâd ile uğraşmakta ve İslâm dünyasını o taraftan gelen istilâlara karşı korumakta ise de, Gazneliler ve Sâmanî’lerle de ihtilâf ve savaş hâlinde idiler. Karahanlı âilesi içinde de çatışmalar mevcuttu.

İşte böyle bir Türk âleminde Selçuklular taze ve yıpranmamış bir kuvvet olarak ortaya çıktılar. 1040’da Dandanakan savaşı ile Gaznelileri yenerek Horasan’da Selçuklu devletinin temelini attılar. Bu Türkler sünnî akîde ve adaletin temsilcisi idiler. Sultan Tuğrul Bey kısa zamanda binbir entrikanın hüküm sürdüğü İran’ı almış, Bağadat’a kurtarıcı olarak girmiş ve bütün isyancıları ortadan kaldırarak Halifeyi de kurtarmıştı.

Sultan Tuğrul Bey’in bu başarısı Türk, İslâm ve Cihân Tarihi bakımlarından da çok önemlidir. Türklerin yeni Müslüman olan bir şubesi gayet kısa zamanda İslâm dünyasında bir hâkimiyet tesis ediyordu ki, bunların siyaset sahnesine çıkışları da çok yenidir. Selçuklular Arapların ve İranlıların elinden İslâm dünyasının liderlik bayrağını almışlardır.

Bu olay İslâm tarihi bakımından da önemlidir. Atlas Okyanusu’ndan Çin seddine kadar uzanan İslâm âlemi, önceden mücadele ettiği Türkleri, iktidara davet etmek mecburiyetinde kalmıştır. Hilafet her ne kadar Araplar’da ise de, Sultan Tuğrul Bey’le İslâm dünyasında Türklerin lider oldukları devre başlar. Bu liderlik 1517’de Yavuz Sultan Selim’in hilafeti almasıyla perçinleşir ve 1924’e kadar devam eder.

Bu hadise dünya tarihi bakımından da ehemmiyetlidir. İslâm dünyasında Türklerin hakimiyeti ele alarak getirdikleri yeni akidelerle, bağlı oldukları sünnîlik ve dolayısiyle İslâmiyeti kurtardıkları gibi, Batı âlemine karşı da bir üstünlük kurdular. Bizans’ın İslâmlar aleyhindeki ilerleyişi durduruldu ve Anadolu’ya doğru Türk istilâsı başladı. İşte bu Anadolu’ya doğru Türklüğün hamlesi Batı dünyasını telaşa düşürdü.

Bizans’ın maddî-mânevî kuvveti Anadolu’nun bu hareketi, aslında İslâm âleminin yeni kazandığı üstünlüğe karşı bir reaksiyon idi. Zira kurtarılmak istenen Kudüs, daha 7. Asır ortalarında İslâmlar tarafından fethedilmişti. Haçlıların hakikî hasımları İslâm âlemine yeni ve taze bir kuvvet getiren Türklerdi. Haçlı seferleri sonunda İslâm kültürüyle tanışan ve onu alan Avrupa rönesansın temellerini atmıştır. Bu suretle Rönesans’a vesile olan, Avrupa’ya hür düşünceyi getiren bu Haçlı seferleri, Tuğrul Bey’in 1055’deki bu hareketine bağlanabilir.

İslâm mütefekkirleri Selçuklu sultanlarının İslâmiyete ve Müslümanlara hizmetlerini takdir ve şükranla anlatmakta kusur etmemişlerdir. Devrin bir tarihçisi (Kirmâni):


“Selçuklu sultanları hep güzel ahlâka sahip idi. Onların bayrakları yükseldikten sonra ihtiyar dünya tazelendi ve gençleşti. Selçukluların iyi idareleri sayesinde dünya nizama kavuştu. İslâmın sancakları kuvvet buldu. Doğuda ve Batıda medrese, kervansaray ve minarelerin çoğu Selçuklu sultanları ve vezirlerinin eseridir. Bu hânedanın devletleri inhitata yüz tutunca da memleketlerin mâmuriyeti ve halkın asayişi bozuldu” derken, devrin görüş ve duygularına hakkıyla tercüman olmaktadır.

Prof.Dr. Abdulkadir Donuk

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17