Balkanlar - RumeliMakaleler

Tiran’da Türk Olmak

T

iran’da Türk olmak çok farklı hisleri bir arada ve aynı anda yaşamayı beraberinde getirir zaman zaman. Meselâ yalnız başına gezerken hiç alakasız bir anda bir insan size selâm verebilir, bir alış veriş sırasında işaretlerle derdinizi anlatmaya çalıştığınızda “Türk?” Sorusuyla karşılaşmanız çok sıradan işlerdendir.

Bu “Türk?” sorusunun “evet” cevabını müteakiben, bazısı;

-“benim dedem müftüydü“,

-“benim ninemin babası hocaydı“, gibi yakın tarihimizde bazı mühim zevatın ağzından zikredilmiş sözleri tedai ettiren cümleleri hatırlatan sözlerle konuşmayı değişik mecralara götürebilirken, bir başka ortamda;

-“benim babam Türkiye’de okumuş“, “amcalarım Manisa’da“, “İzmir’de akrabalarım var” gibi, muhatabınızın meşrep, mezhep ve niyetine göre değişen, yarı Türkçe yarı İngilizce, azbuçuk Arnavutça, hatta nadiren Arapça ve umumen pandomim şeklinde bol seyircili, bol meraklılı bir karşılıklı konuşma, hatta küçük çaplı bir ortaoyunu yaşamanız mümkün olabilmektedir.

 

Burada Türk kelimesi sadece bir etnik bir kimliği göstermiyor, Müslüman kelimesinin anlamını da ihtiva ediyor, dolayısıyla “Türk?” sorusuna “Türk!” cevabını verdikten sonra muhatabınızdan;

 

-“Türk elhamdülillah” sözünü duyabilmeniz mümkün.

 

Hatta, camide tanıştığım bir genç bana;

-“Türk elhamdülillah“, “Albanian, Şiptâr” deyip, gülümseyerek;

-“Arnavut neuzübillah” sözlerini söylemişti.

 

Daha sonradan öğrendim ki, Arnavut kelimesinin Türkçedeki, o menfi anlamları (inat, laftan anlamaz, Arnavut damarı vs.) Arnavutçada da var, bazen birbirlerine kızdıklarında, “Arnavut!..” şeklinde sinirli birtakım sözler edebiliyorlar!

 

Bütün bunların üstüne size Türk olduğunuzu düşünerek tuhaf tuhaf bakanlar da arada çıkmıyor değil, ama daha çok sıcaklık sadır olduğunu hissediyorsunuz Arnavutlardan.

 

Ancak bir tanesi var ki, hâlâ tam olarak çözemedim, geldiğimin ikinci haftasıydı, akşam geç vakit eve gidiyorum, güneş yeni inmiş, ortalık alacakaranlık, kaldırımda birden 55-60 yaşlarında bir Arnavut kadını gülerek beni durdurdu;

 

-“Türk Türk” diye konuşmaya başladı.

 

Hem konuşuyor, hem ağlıyor, hem de beni seviyor.! Nasıl sevmek, bir çocuğu sever gibi, omuzlarımı okşayıp, ellerimi sıkarak, şefkat ve merhametle, biraz da şükranla… Mümkün olacağına kanaat getirse beni kucağına alacak!

 

Hatta o kadınla konuşurken kendimi 3-4 haftalık sevimli bir kuzu gibi hissettim! Kadın yüzüme doğru uzattı elini ve ağlamasını daha belirgin hale getirdi.

 

Acaba derdi neydi, niçin bir Türkle karşılaşmak onu bu kadar müteessir etmişti, bilemiyorum, ama bu kimliğin dilini hiç bilmediği bir insanı bu derece kendine bağlaması kökü çok derinlerde olan birtakım bağlarla ilgili olmalıdır…

 

Kaynak: Türk Edebiyatı

Mustafa Balcı

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19