MakalelerMedeniyetimiz

Tarihdeki Türk Devletleri’nin Sembolü: Tuğlarımız

T

arih boyunca Türk devletlerinin sembolü olan tuğlar, ağaç gövdeli, çalpara tekniğinde, at kuyruğu örgüsü ile kaplanmış saçaklı, tombak tepelikli, hakimiyet, rütbe ve savaş sembolleridirler. Önceleri “yak” adındaki öküzün kuyruğundan yapılırken, daha sonraları at kuyruğundan yapılmaya başlanmışlardır. Osmanlı döneminde de genellikle at kuyruğundan imal edilmişlerdir.

Tuğ yapımında kullanılan kıl demetlerine çadırlarda, evlerde, mezarlarda da rastlamak mümkündür. Tuğ eski Türkler’de, Hint ve Çinliler’de de mevcut olup hanlık ve beylik alametlerinden biri olarak kabul edilirdi. Osmanlı Devleti’nde ise tuğ bir rütbe alametidir. Tuğ sayılarına göre rütbeler düzenlenmiş olup 9 tuğun en yüksek askerî rütbeyi temsil ettiği bilinmektedir.

Tuğlar savaşlarda birliklerin yerlerini, konumlarını ve hareket kabiliyetlerini gösteren; belirleyici bir savaş objesi olarak, orduların sevk ve idarelerinde pratik biçimde kullanılmışlardır. Yükseklikleri yaklaşık olarak 3 metredir.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı Osmanlı Devleti’nin Saray Teşkilatı isimli kitabında şu ifadelere yer vermektedir: “Osmanlılar’ın tuğları 16. Asırda baş tarafında bir yıldızlı top ile Anadolu Selçuklular daki gibi üzerinde gümüş hilâl bulunan bir sırığa ve topun alt kısmına takılmış uzun ve boyalı at kıllarından müteşekkildi. Topun güneşi ve hilâlin ayı, at kılların da güneşin şualarını temsil ettiği rivayet olunur.”  

Hücum Tuğu
 
Selçuklu Sultanı  2. Gıyaseddin Mesut, Osman Bey’e gönderdiği bir fermanla, kendisini Söğüt ve havalisinde Uçbeyi yapmıştı. H.  688 – M. 1294 tarihli İstikbâl Fermanı’nda “Osman Şah bin Ertuğrul Bey” denilmiştir, fermanla,     Eskişehir’den, Yenişehir’e varıncaya kadar bütün Söğüt bölgesi ve havalisi bir sancak halinde     Osman Bey’e veriliyordu.

Fermanda   gönderilen hakimiyet malzemesi şöyle sıralanmıştır: “Tuğ’ı Subh, tırazı afıtab alem  ve tabl-ı nakkare i pur zemzeme-i muhteşem”

Osmnlılar’da tuğları Yeniçeriler taşırdı,   mehteranın içerisinde ön kısmında “Çorbacı başı” unvanını taşıyan ve başında üsküf  bulunan mehteran bölüğü komutanı, arkasında sol tarafta olan ak sancak, sağ başta ise zırhlı muhafızı ile beraber kırmızı sancak bulunur, sancakların arkasında üçerli koldan üç sıra halinde dizilmiş dokuz tuğ yer alırdı. Sağda kırmızı sancağın arkasındaki tuğ ise hücum tuğudur.

Padişahlar Sefer-i Hümayuna giderken tuğ-ı hümayunlar (Padişaha ait Tuğlar) da yanlarında götürülür ve bu sebeple de tuğ ihraç merasimi yapılırdı. Sefer sırasında tuğ-ı hümayunlar âdet üzere düşman sınırına kadar önde gider ve sınıra gelince ordu ile beraber bulunurdu. Sınıra gelindiğinde tuğların ileri gönderilmemesi kanundu.

Eğer ordu İstanbul’dan Rumeli taraflarına hareket edecek ise Otağ-ı Hümayun Davutpaşa sahrasına, Anadolu tarafına gidecek ise Üsküdar’da Doğancılar meydanına, eğer sefere karar verilen yer Edirne ise yani Padişah ve hükümet Edirne’deler ise Otağ-ı Hümayun “Kabak meydanı” denilen yere konulurdu.

Sefer zamanlarında padişahın tuğlarından ikisi daima bir konak ileri götürülüp oraya kurulan Otağ-ı Hümayun’un önüne dikilirdi. 18. yüzyıldan itibaren padişahlar sefere gitmediklerinden tuğları da sarayda dikilerek, nazlı nazlı dalgalanmaya bırakılmış, daha sonraki devirlerde de fütuhat hatıraları olarak müzemizdeki yerlerini almışlardır.

Hilmi Aydın

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17