Kafkasya - KırımMakaleler

Stalin’in Kafkasya’dan Türkleri Sürgün Politikası

2

resim

0. yüzyılın süper güçlerinden birisi olarak tarihe geçen Sovyetler
Birliği, bu yüzyılın sonuna doğru varlığını devam ettiremeyerek dağıldı. Bünyesinde
çok uluslu bir yapı barındıran bu devlet, yaklaşık 70 yıl süren hakimiyet devri baskıya dayalı, insanları gözetim altında tutan ve onlara
güvenmeyen, ülkeyi bütün dünyaya kapatan bir yönetim anlayışıyla geçirdi. Bu yönetim
tarzı bilhassa devletin kurucusu Lenin’in ölümünden sonra hakimiyete geçen
Stalin zamanında doruk noktasına ulaştı.

Onun döneminde devlet organları tarafından kelimenin tam
anlamıyla bir kitle terörü uygulandı. 1937-38 yıllarında ülkedeki aydınlara
yönelik imha operasyonu yapıldı, hem her millete mensup aydınlar ya katledildi
veya Sibirya’ya sürüldü. Bunun yanında Stalin kendine rakip olarak gördüğü
siyasileri de birer birer ortadan kaldırdı. Onun bu ihtirası ülkede daha büyük
kıyımlara sanki bir hazırlıktı. Nitekim II. Dünya Savaşı’nın başlamasından
yaklaşık iki yıl sonra Stalin’in emri ile ülkede yaşayan bazı topluluklar uzun
yıllardır yaşadıkları topraklardan topluca sürgün edildiler.

Ne var ki Sovyetler birliği, kuruluşundan dağılma sürecine
girdiği 1980’li yılların sonuna kadar ülkede uygulamış olduğu katı kapalılık
siyaseti neticesinde içerisinde meydana gelen birçok olaydan dünya kamuoyunun
bihaber kalmasını sağlamış. Yani yukarıda bahsedilen hadiselerin birçoğu dünya
kamuoyu tarafından çok daha sonra duyulmuştu.

Ancak 1980’li 
yılların sonlarına doğru bu devlet uygulamaya başladığı “glastnost” (açıklık) ve “perestroyka” (yeniden yapılanma) politikaları ile birlikte Sovyetler
birliği kapılarını dünyaya açmak zorunda kalmıştı. Bunun bir sonucu olarak da
yıllardır gizli kalan bir takım gerçekler dünyanın gözleri önüne serilmişti. Özellikle
Sovyet gizli arşivlerinin araştırmacıların hizmetine sunulması, bu
bilinmeyenlerin üzerindeki perdelerin kaldırılmasında son derece etkili olmuştur.

Arşiv belgeleri üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar
neticesinde 70 yıllık Sovyet tarihinin oldukça çarpıcı gelişmelere sahne olduğu
görülmüştür. Bilhassa 1940-50 döneminde ülke içerisinde meydana gelen toplu göç
ve sürgün hadiseleri, araştırılması elzem konular arasında yer almıştır.

Sovyetler Birliği’nin dağılışına kadar sürgün edilen
topluluklar hakkında yeterli bilgiye sahip olunamaması, Stalin döneminde
cereyan eden bu hadiselerin objektif bir şekilde kamuoyuna aksettirilmesini, bu
hadiselerin tarihi sonuçlarının ortaya çıkarılmasını mümkün kılmamıştı.

Gerçekten de yakın zamana kadar, Sovyet tarihçiliğinde bu
mesele üzerinde temel bilimsel çalışmalar mevcut değildi. Olması da
beklenemezdi, çünkü o dönemde sürgün edilen topluluklardan bahsedilmesi dahi
büyük suç sayılıyordu.

Konuyla ilgili resmî belgeler büyük bir gizlilik altında
saklı tutuluyordu. Bir takım üst düzey devlet yetkilileri dahi bu belgeleri
görme şansına sahip değildi. Bu konudaki bilimsel yayınlar esas olarak 1989
yılından itibaren ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bunlar arasında ilk sırada N. F. Bugay ile V. N. Zemskov’un
SSCB’de sürgün edilen toplulukların meseleleri ve “özel sürgünleri” trajik kaderlerini tafsilatlı bir şekilde
araştıran çalışmalarını belirtmemiz gerekir. Ayrıca N. F. Pavlova’nın Sovyet
arşivlerinde yer alan sürgün ile ilgili belgeleri tanıtan makalesi de bu
konunun araştırılmasında kullanılan önemli yol göstericilerden olmuştur 1990’lı
yalların başında kaleme alınan ve Stalin zamanında sürgüne maruz kalan Kırım
Türklerinin dramını, hayatta kalma ve vatanlarına dönme mücadelesine anlatan 4
ciltlik çalışma da bu mevzunun en önemli kaynak eserlerinden biridir. Batı’da
ise Aleksandr Nekriç tarafından yazılan Nakazannıye Narodı (Punished People)
adlı kitap bu konudaki neredeyse tek çalışma olmuştur.

II. Dünya Savaşı’nın Sovyet topraklarında şiddetli bir
şekilde devam etmesi, muhtemelen bu sürgün operasyonlarının daha süratli
cereyan etmesini önlemişti. Nitekim Almanların sürgününün ardından ikinci
operasyon ancak iki yıl sonra gerçekleşmişti. Ancak bu sefer Kafkasya’da
yaşayan Müslüman ve Türk toplulukların kısa aralıklarla peş peşe topraklarından
çıkarıldıklarına şahit olmaktayız. Bu topluluklar:

Kalmıklılar

28 Ekim 1943 tarihinde yine Yüksek Sovyet Prezidyumu
tarafından kabul edilen bir kararname ile Kalmıklar topluca sürgüne gönderildi.
Dönemin İç İşleri Bakanı L. Beriya tarafından 2 Ocak 1944’te operasyonun
tamamlandığını bildirmek üzere Stalin’e gönderilen bir raporda, sürgüne
gönderilen Kalmıkların toplam mevcudunun 93.139 kişiden ibaret olduğu ve
bunların Altay, Krosnayar, Omsk ve Novosibirsk bölgelerine gönderildiği
belirtilmektedir.

Karaçaylılar

Bu operasyonun üzerinden henüz bir hafta bile geçmeden 2
kasım 1943’te, toplam 69.267 Karaçay Türkü yaşadıkları topraklardan çıkartılarak
Karaçay Özerk bölgesi ortadan kaldırılmıştı. Savaş sırasında Almanlarla iş
birliği yaptıkları ileri sürülen bu topluluğa mensup erkek nüfusun büyük
çoğunluğunun sürgün için ortaya atılan iddianın asılsız olduğunun bir
göstergesidir.

Çeçen-İnguşlar

Alman işgaline uğramamış olan Çeçen-İnguş halkının yaşadığı
topraklarda, halkın büyük kısmı Sovyetler Birliği’nde Kızıl ordu Günü olarak
kutlanan 28 Şubat 1944 günü eğlenmek üzere köy meclisi binasına gitmişlerdi.
Ancak yüksek Sovyet prezidyumu tarafından bu halkın da sürgüne gönderilmesi
talimatı alan Kızıl Ordu askerleri, kendileri için bayram olan bu günde
ellerinde silahlarla yaklaşık 500 bin Çeçen-İnguşu teren katarlarına bindirerek
Kazakistan ve Kırgızistan’a göndermişlerdi.

Balkarlar

Beriya 24 Şubat 1944’te Stalin’e gönderdiği bir telgraf ile
Almanlarla iş birliği yaptığını iddia ettiği Balkanların da sürgün edilmeleri
için izin istemişti. Stalin gerekli müsaadeyi vererek Balkarların da sürgün
edilmesini onaylamıştı. Beriya’nın Stalin’e gönderdiği 11 Mart 1944 tarihli
telgraftan anlaşıldı üzere, 9 Mart 1944 itibarıyla sona eren sürgün operasyonu
neticesinde 37.103 Balkar türkü de Kazakistan ve Kırgızistan’a sürgün
edilmişti.

Kırımlılar

Sovyet Kızıl Ordu birliklerinin Almanlar karşısında sürekli
zaferler elde etmesi ve işgal altındaki bölgelerin yeniden Sovyet hakimiyeti
alınmasından sonra, kurtarılan bölgede hemen bir “temizlik” harekâtının başladığı görülmektedir. Nitekim Kırım’ın da
Alman işgalinden kurtarılmasının hemen akabinde, Beriya’nın göndermiş olduğu
bir rapor üzerine Stalin’in “Kırım’ın
anti-Sovyet unsurlardan temizlenmesi”
yönündeki direktifiyle, önce Almanlar
ile iş birliği yaptığı tespit edilen kişiler tutuklanmıştı. Ardından bölgede
yaşayan toplam 238.500 Kırım türkü 18 Mayıs 1944’te sürgün edilerek Özbekistan
ile diğer bölgelere gönderildi.  

 … Ve Ahıska Türkleri

Sürgün operasyonunun son hedefi, Türkiye sınırında yaşayan
Ahıska Türkleri olmuştu. Stalin, II. Dünya Savaşı esnasında Türkiye ile
muhtemel bir savaş durumunda, buradaki Türklerin Türkiye tarafını tutacağını
düşünerek stratejik bir yerde bulunan bu halkın da topluca sürülmelerine karar
vermişti. 14 Kasım 1944 gecesi bütün Ahıska Türkleri zorla topraklarından
çıkarılarak Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’a gönderildiler.

Daha önce Alman işgaline uğramayan ve Almanlarla hiçbir
münasebeti bulunmayan Ahıska Türkleri hakkında yapılan propagandalarda, onların
“halk düşmanı” olduğu vurgulanmıştı.
Sürgüne gönderilen Ahıska Türklerinin sayısı, 28 Kasım 1944’te Beriya tarafından
açıklanan rapora göre 91.095, Ahıska Türklerinin verdiği rakamlara göre ise
150-200 bin kişi civarındadır.    

Prof. Dr. Kemal Özcan

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17