MakalelerTürkistan

Stalin Devrinde Kazan Türklerine Yapılan Kültürel Asimilasyon

S

resim

ovyetlerin ilk yılları ve Stalin dönemdeki “fişlemeler”, “açığa çıkarmalar”, “ihbarlar”, “suçlamalar”, “cezalandırmalar” ve “sürgünler” Tatar edebiyatının tabii gelişimini aksatmış, hatta durdurmuştur. Bütün bu olumsuzluklar sebebiyle, ölmeden tutuklanmadan, sürülmeden kalan yazar ve şairler, demokratik ruhu, konulara serbest ve objektif bakışı kaybetmişler, sanat imkânlarından tamamen yararlanamaz olmuşlardır.

Yine, ihtilal öncesinde yazdıklarıyla meşhur olmuş N. Dumavi, M. Ukmasi, Z. Yarmeki, E. Segıydi, B. Rehmet, Z. Burnaşeva gibi edipler de 30’lu yıllarda kalemlerini bırakarak edebiyattan uzaklaşmışlardır. Şüphesiz, bunda bu dönemde yaşanan ideolojik baskı ve sınırlamalar ile yaşananlar karşısındaki korku ve yılgınlık hissi etkili olmuştur.

Stalin’in sosyalizmin kuruluş safhasında sınıf mücadelesinin daha da sertleştiğine dair uydurma teorisine inanış, yazarları sinsi düşmanlarla mücadeleyi abartılı bir şekilde tasvir etmeye, gerçek hayattaki çatışmalar yerine sunî çatışmaları göstermeye, gerçek hayatı süsleyip güzelleştirerek vermeye iter. Yeni toplumun inşa sürecini yazarlar, bu dönemde yukarıda sunulan idari yönergeler ruhunda gösterirler. Ne yapılsa, “böyle gerek” diye düşünülür.

Ülkenin sanayileşmesindeki zorluklar ve kollektifleştirmelerdeki aksaklık ve yanlışlar üzerinde durulmaz. Basında ve edebiyatta daha çok sınıf mücadeleleri ele alınmış, yazılarda molla ve köy zenginlerine sataşmalar büyük yer almıştır. Bu konular, bazı cihanşümul düşünce ve duyguların önüne geçmiştir.

Böylece, edebî eserlerde tasvir edilen hayat manzaralarının seçiminin belli kalıplarda olması, bütün edebî eserlerin konu ve işleyiş bakımından birbirine benzer olmasını sağlar. 1930’lu yıllarda Kazan’da, Moskova’da ve ülkenin diğer yerlerine çıkmakta olan bazı Tatar gazete ve dergileri ile tiyatroları da kapatılır. Bu, kültür ve sanat faaliyetlerinin daralmasına ve sığlaşmasına götüren sürecin bir parçasını oluşturur.

Alfabeler Değiştirildi

Stalin döneminde, Tatar edebiyatı, bilimi ve basınının sadece muhteviyatı ile temsilcileri değil, görünüşü de değiştirilmiştir. 5 Mayıs 1939 tarihi itibarıyla Tataristan’da Sovyet Türklerinin ortak Latin alfabesinden Tatar Kiril alfabesine geçirilmiştir. Maddi ve manevi fedakarlık ile büyük emek sonucu hazırlanan ve yaklaşık on yıldır kullanılan Sovyet Türkleri ortak Latin alfabesi, Stalin’in Sovyetlerde Rus dilini ve alfabesini hâkim kılma düşüncesiyle, yerini birbirinden ayrı Kiril esaslı Türk alfabelerine bırakır.

Tataristan Cumhuriyeti’nde Tatar Türkçesinin yazımında kullanılan Latin alfabesi (Yañalif) yerine, Tataristan yüksek kurulu Başkanlık Heyetinin 5 Mayıs 1939 tarihli kararıyla 1940 yılının Ocak ayından itibaren Kiril alfabesi kullanılmaya başlanır. Bilim adamlarına danışılmadan ve ilmi temele oturtulmadan, üstten gelen buyrukla kabul edilen bu alfabe birçok problemiyle birlikte kullanılmaya başlanır. Stalin siyasetinin yaydığı korkudan ve daha önceki Latin alfabesine karşı çıkanların akıbeti bilindiğinden bu yeni uygulamaya yüksek sesle hiçbir itiraz olmamıştır.

Yeni alfabeyi Tatar dili özelliklerine uygun düşmediğini söyleyen herkese “milliyetçi” damgası vurulur. Stalin sonrasında siyasi hava yumuşamaya başladığında alfabe konusunda düşünceler de basında yer almaya başlar. Diğer Türk halkları, Kazaklar, Kırgızlar, Başkurtlar, Azeriler, Türkmenler vb. bu yumuşama döneminde yeni Kiril alfabelerine bazı düzeltmeler eklerler. Ancak, böyle düzeltme ve değişikliler Tatarlar yapamazlar. Bunu meşhur Tatar âlimi Ebrar Kerimullin şöyle yorumlar: “Bizim sadece Moskova’nın işaret ettiğini yapmaya alışmış uslu ‘liderimiz’, Tatar mankurtlarının desteğine de dayanarak bu işin bir şekilde üstünü örtüp gömdüler.”

Komünist ideolojinin ve yönetimin hoş bakmadığı dinî hayat da Stalin döneminde büyük zarara uğramıştır. Sovyetlerde parti çizgisi ve tatarların çoğunluğun mensup olduğu İslamiyet hakkında resmî görüş, 1925’te yayımlanan “Bolşaya Sovetskaya Entsiklopediya” (Büyük Sovyet Ansiklopedisi)’da ortaya konur.

Din Adamları İmha Edildi

İslamiyet, “feodal sistemin ideolojisi” olarak tasvir edilmiş, “sosyal münasebetlerin fanatikçe bir yansıması” ve “Sovyet rejimine karşı mücadelenin bir aracı” olmakla kötülenmiştir. “Karşı devrimci unsurlar Kur’an’dan yararlanarak insanların dinî duygularıyla oynamaya, sosyalizmin inşasını engellemeye ve Sovyetler Birliği’ndeki işçilerin birleşik cephesini kırmak için, millî ve dinî düşmanlığı tahrik etmeye teşebbüs etmektedirler.”

Bu politikanın kristalleşmesi, Müslümanları ilgilendirdiği ölçüde Stalin dönemindeki büyük temizliğe (1936-1938) zemin hazırlar. Bunu müteakip, Müslüman münevver kesiminin çok büyük kısmı imha edilir. Sadece İdil Ural bölgesinden 7.000 civarında ulemâ tevkif edilerek, Sibirya’daki toplama kamplarına sürülür. Ufa Dinî Nezaretinin başı Müftü Keşşafeddin Tercümanov, 1938’de Japonlara ve Almanlara casusluk yapmakla suçlanarak idam edilir.

Din adamları Müslüman dinî teşkilatlarını ve camileri kollektifleştirme aleyhtarı hareketlerin merkezi olarak kullanmakla suçlanırlar din adamlarından pek çoğu, sünnet uygulamaları sebebiyle insan sakatladıkları gerekçesiyle hapse atılırlar veya Sibirya’ya kamplara gönderilirler. 1936 yılında Ufa Dinî Nezaretinin başı Müftü Keşşafettin Tercümanov ile yardımcısı Ziya Kamaletdinov, Rusya Müslümanlarının ilk kadın kadısı Möhlise Bubi, Moskova Camii imamı Abdullah Şemsitdinov, Omsk camii imamı Gali Gıymuş tutuklanmışlar ve çeşitli sebeplerle türlü cezalara çarptırılmışlardır.

Bütün Camiler Kapatıldı

Bununla birlikte, Sovyet otoriteleri camilerin tahribine yönelik de bir kitle kampanyasına girişirler. 1928’de başlayan bu kampanya II. Dünya Savaşı’na kadar sürer. Camilerin tahribini, kapatılmasını ve okullara, sinemalara, kulüplere, kızıl köşelere ve okuma yerlerine dönüştürülmesini ihtiva eden kampanya öylesine müthiş bir hızla yürütülür ki, 1929-39 yılları arasında 25.000’e yakın cami ortadan kaldırılır.

Bu on yıllık dönemde, Orta Asya’da 14.000, İdil Ural bölgesinde 6.000 (1917’de bu bölgede 8.000 cami vardı), kuzey Kafkasya’da 4.000 ve Kırım’da 1000 cami kapatılır. Bu dönemde, 50.000 kişilik Müslüman nüfusu olan Kazan’da sadece iki cami bırakılmıştır.

Sovyetler dönemi, özellikle Stalin dönemi siyasetinden yazılı kültür, dinî hayatla birlikte sözlü kültür de olumsuz etkilenmiştir. Nekıy İsenbet tarafından hazırlanan Edigey destanı, 1941’de Sovyet-Alman savaşının başlamasından dolayı, yayımlanmadan arşive teslim edilir. Önceleri, Moğol-Tatar istilacılara ve sömürücü sınıflara karşı mücadele eden “Edigeyciler İsyanı”ndan söz eden bir destan olarak tanıtılan bu eserin sonraları Altın Ordu ve Kazan Hanlığı tarihlerini araştırmaya yol açacağı düşünülür. Bunu biraz geç fark eden Komünist Partisi, savaş döneminde niyetlerini ertelemeyi uygun görür.

Savaşın kaderi artık kesinleşince, Rus olmayan toplumların vatanseverlik duygularını körüklemeye ihtiyaç kalmamıştır. Komünist Parti Merkez Komitesi tarafından 9 Ağustos 1944 tarihinde çıkarılan “Tataristan parti teşkilatında kitle politik ve ideolojik işlerin durumu ve iyileştirilmesi çareleri hakkında” kararıyla destan metninin bir bütün hâlinde yayımlanması yasaklanır. Destanı yeniden araştırma ve yayımlama ancak 80’li yılların sonunda mümkün olur. Mart 1988’de Galimcan ibrahimov Kazan Dil, edebiyat ve Tarih Enstitüsünün Filoloji Bilimleri Cumhuriyet Koordinasyon Kurulu toplantısında destanın toplanmış olan metinlerinin durumu ve yayımlanabilirliği görüşülür. Bundan sonra, destan, İlbaris Nadirov tarafından İdégey adıyla 1988 yılında Kazan’da Tataristan kitap Neşriyatında basılır.

Sonuç olarak, Stalin döneminde uygulanan tasfiye faaliyetleriyle tek ideolojili, tek dilli, tek yazılı, tek edebiyatlı, tek bilimli bir birlik ve bunları temsil eden vatandaşlar oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu uğurda, ülkenin maneviyatını temsil eden düşünce ve kalem sahiplerinin bir bir ve bazen topluca yok edilmesine girişilmiştir. Bu politikadan Tataristan da ziyadesiyle etkilenmiş, Tatar halkı kültürünün taşıyıcısı ve geliştiricisi olan binlerce aydınını; kültür, bilim, sanat, din vb. adamını kaybetmiştir. Herhangi bir cezaya maruz kalmayanlar ise dönemin tasfiye politikası karşısında sinmiş ve susmuşlardır.

Temsilcileri öldürülen, hapsedilen, sürülen veya sindirilen tatar edebiyatının gelişimi hâliyle duraklamış, zayıflamış ve alfabenin de değiştirilmesiyle âdeta felç olmuştur. Yeni bir alfabeyle başlayan bu dönemde Stalin, II. Dünya Savaşı ve komünist ideoloji edebiyatın, basının, sanatın ve sosyal bilimlerin yegâne konusu hâline gelmiştir. Bu alanlarda o dönemde göklere çıkarılan Stalin, özellikle hürriyetlerin arttığı seksenli yılların sonlarında, Sovyetler birliği halkları edebiyatı ve tarihinde kişisel zaafları, gaddarlıkları, yaptığı kirli ve muzır işleri öne çıkarılarak yargılanacaktır.                

Prof. Dr. Erdal Şahin

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28