MakalelerTürkistan

Rusya’nın Türkistan’ı İşgalinden Sonra Yaptığı Sömürgecilik Zulmü

R

resim

us hükümranlığı yerleştirildikten sonra Türkistan’da millî devletler yok edilip ülkenin siyasî ve idarî sistemi, Rusya’nın menfaatleri açısından şekillendirildi. Yüksek ve orta idare makamları Rus askerlerinin eline verilip yerli halkların temsilcileri sadece icracı olarak alt makamlara tayin edildiler. Bu arada bir seçim sistemi uygulanmış, ama sadece Rus Devleti’ne sadık insanlar vazifeye başlatılmıştır. 

Meselâ, ilçe başkanlığı ve köy muhtarlığına seçilen insanlar bu insanlardandır. Böyle bir durum, sadece Türkistan Valiliği’ne bağlı yerlerde hüküm sürmüştür. Rusya’nın bölgedeki temel dayanağı olan bu valilik Sırderya, Fergana, Semerkand, Yettisuv ve Kaspiyardı vilâyetlerinden müteşekkil, başkenti Taşkent şehri olmuştur.

Yeri gelmişken söylemek gerekir ki, vilâyetler illerden meydana gelmiştir. Mesela; Sırderya vilâyetine: Taşkent, Çimkent, Evliyaata, Kazali ve Perov; Fergana’ya: Kokan, Andican, Namangan, Margılan ve Oş; Semerkand’a: Cizzah, Semerkand, Kettekorgan ve Hocend; Yettisuv’a Verniy, Kopal, Lepsin, Cerkent, Pişpek ve Prjevalsk; Kaspiyartı’na: Aşgabad, Krasnovods, Mangışlak, Mery ve Tecen illeri dâhil edilmiştir. Vilâyetleri askerî valiler, illeri başkanlar idare etmişlerdir. 

Bu şekilde Türkistan Genel Valiliği’ne günümüzdeki Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’ın büyük bir kısmı bağlanmıştır. Bu valiliğin halkın genel sayısı tahminen 5,5 milyon kişi olarak hesaplanmış, Özbekler ağırlıklı bir yer tutmuştur.

Nüfus, Buhara Hanlığı’nda 3 milyon, Hive’de ise 500-700 bin kişiden ibaretti. Bu topraklarda da Özbekler çoğunluğu oluşturuyordu. Buhara Emirliği ve Hive Hanlığı’nda eski devlet sistemi korunmuş, ancak bu devletler gerçekte Rus Devleti’nin sömürgeleri olup tam anlamıyla millî devletler değillerdi. Her iki hanlığın hükümdarları işgalciler tarafından kuklaya dönüştürülmüş kişilerdi.

Rus hükûmeti, Türkistan ülkesini üç kısma ayırmış bir halde sömürge kıskacında tutmuştur. Ülkenin bu şekilde bölünmesindeki amaç Özbekler, Tacikler, Kazaklar, Kırgızlar, Türkmenler ve Karakalpakların bir araya gelmelerine ve büyük bir aile çatısı altında birleşmelerine yol vermemekten ibaretti. İşte bu gayeyi güden işgalciler millî nifak tohumları saçtılar. 

Rusça Eğitime Geçildi

Ülkede Rus diline devlet dili statüsü verilip millî diller bir kenara atıldı. Sonunda Rus dilinin yayılması ve öğrenilmesi zaruriyeti iyice çoğaldı. Ülkede Rus-Tuzem mektepleri açıldı ve sayıları giderek çoğaldı. Bu mekteplere Rusya’ya sadık insanların eğitilmesi ve yetiştirilmesi vazifesi verildi.
Rus hükûmeti Ruslaştırmayı ve yüce devletçiliği temel alan bir siyaset yürüttü. Bu konunun 1870 yılında Rusya Millî Eğitim Bakanlığı’nın bir talimatında: “Yerli halkların Ruslaştırılması eğitimin temel vazifesi olmalıdır”,  şeklinde vurgulanmış olması da bunu tasdik eder. Bunun için Rus hükûmeti mümkün olduğunca millî dil ve millî kültürün geliştirilmesine şuurlu olarak engel oldu, mektepler ve medreselere bütçe ayırmayı aklına bile getirmedi.

Ancak, yerli ticaret ehli ve başka sınıflardaki vatanına sadık insanlar mektep ve medreseleri korudular, yeni medreseler kurdular. Rus hükûmeti ise yerli ahali için herhangi bir ilk, orta ve yüksek eğitim müessesesi kurmadı, bütün gücüyle ülkenin zenginliklerini ele geçirmek için imkânlardan yararlandı.
Bilmektedir ki, İslâm dini uzun asırlar boyunca toplum maneviyatının esası ola gelmiştir. Din adamları her türlü ağır ve dehşetli şartlarda da ön saflarda yerlerini almışlar, millî menfaatleri himaye etmişlerdir. Onlar halkın işgalcilere karşı mücadele etmek için harekete geçirilmesinde önemli bir yere sahip olmuş, bağımsızlık ve dinin korunmasına dair bütün tedbirleri almışlardır. 

Ulemanın böylesine vatanseverliği Rus Devleti’nin tecavüzleri sırasında da açıkça görmüştür. Bu bahisle Rus hükûmet temsilcileri din adamlarını en tehlikeli düşman olarak kabul etmişler, onların saygınlığına büyük bir darbe vurmaya çalışmışlardır.

1877 yılında Fergana vilâyetinin askerî valisi General Skobelev, Kaufman’a şöyle yazmıştı:

“Yerli halk arasında Hanın yöneticileri ve özellikle din adamları gibi bizim düşmanlarımız çoktur. Biz geldikten sonra onlar sadece eski mevkilerini değil, iyi yaşama imkânlarını da kaybettiler. Bu tabakadaki insanlar kendi toplumlarının ruhunu ve zayıf taraflarını iyi bildikleri için önceki düzenlerini yeniden kurmak maksadıyla halkı, Ruslara karşı harekete geçirmeye muktedirdirler.”

Rus idaresi bunu iyi anlayıp din adamlarını siyasetten ayırdı, faaliyetlerini sınırlandırdı, onları sıkı bir denetim altında tuttu. Vakıf topraklarını küçültüp din adamlarının iktisadî menfaatlerine büyük bir zarar verdi. 1886 yılında “Türkistan Vilâyetinin Yönetimi” üzerine yapılan yeni bir düzenlemeyle devlet topraklarının vakıf ve halka ait başka toprakların istimlâk edilerek genişletilmesine dair bir kanunun kabul edilmesi büyük bir hoşnutsuzluk uyandırdı. 

Ruslar Yerleştirildi

Rus hükûmeti, kendisine sağlam dayanaklar inşa etmek ve hükümranlığını sağlamlaştırmak için Rus şehirleri ve kasabaları kurulmasına özel bir önem verdi. Sonunda Rusya’nın çeşitli yerlerinden Türkistan ülkesine göç eden insanların sayısı giderek arttı. 

XIX. asrın sonlarına gelindiğinde, ülkeye yerleşen Rusların sayısı 197.420 kişiye ulaştı. Bu insanların 95.941’i şehirlerde, 101.479’u kasabalarda yaşamışlardır. 1906 yılına kadar sadece askerlik yapan Don Kazaklarına Yettisuv vilâyetinde 752.197 desyatina, Sırderya vilâyetinde 159.561 desyatina (hektar), Fergana vilâyetinde 9.925 desyatina, Semerkand vilâyetinde 22.907 desyatina, Kaspiyartı vilâyetinde 10.318 desyatina yer verilmiştir.

Bunlardan başka, Rus çiftçilerine büyük miktarlarda toprak sağlanmıştır. 1917 yılındaki bilgilere göre, ülkedeki Rusların kişi kasabalarda yaşamıştır. Onlarla birlikte on binlerce askerin ikamet ettiği hesaba katılırsa, o zaman Rusların sayısı bir milyonu geçer. 

Ruslar Taşkent, Semerkand, Andican, Hokand, Fergana, Namangan ve diğer eski şehirlerin kenar kısımlarına yerleşmişlerdir. Bunların dışında, Aşgabad, Krasnovodsk, Perov, Kazali, Yengi Margılan, Verniy, Pişpek, Kopal ve Başka Rus şehirleri mevcuttu. Ruslar,  özellikle, “Yengi Taşkent”, “Yengi Margılan” (Fergana) gibi şehirlerin esasî halkıydı. Orenburg-Taşkent arasındaki demir yolu duraklarında (istasyonlarda) 51 bin Rus’un yaşadığı bilinmektedir.

Ruslar, Buhara ve Hive Hanlıkları’na da giderek yerleştiler. Kağan ve Termiz gibi yerlerde onların özel olarak yaşadıkları binalar ortaya çıktı.

XX. asır başlarında demir yolu ve zanaat dallarının geliştirilmesi sonucu ülkede Rusların sayısı giderek arttı. 1919 yılına gelindiğinde, meselâ, Taşkent’teki sadece “Rus şehri” ahalisinin sayısı 60 bine ulaştı. Bu, elbette o dönem için büyük bir rakamdı. Burada, bütün Türkistan ülkesinin siyasî ve sosyo-ekonomik hayatının kaderinin bu “Rus şehri”nin elinde olduğu hesaba katılırsa, mesele daha da aydınlanır.

Ruslar verimli topraklar ve hükûmet imtiyazlarından faydalanarak efendiliklerini daha da sağlamlaştırdılar. Onların hayat seviyesi Özbek çiftçilerine nispeten oldukça yüksek olmuştur. Mesela, 1917 yılında onların elinde 1.114.173 baş sığır vardı. Ülkede İslâm’a kesinlikle uygun olmayan domuzculuk da geliştirilip bu hayvanların sayısı 1916 yılında 100.000 başa ulaştı.

Demir yolları, zanaat dükkânları ve ticaretten alınan vergiler de esasen Rus hükûmeti ve kapitalistlerinin cebine girmiştir. Zira, ülkeden pamuk, ipek ve başka ürünlerin hemen hemen hepsi hammadde olarak Rusya’ya gönderilmiş, oradan hazır mallar getirilmiştir. Bunun sonucunda Türkistan ülkesi Rusya’nın hammadde kaynağına ve hazır mal pazarına dönüştü.

Prof. Dr. Mehmet Alpargu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17