MakalelerTürkistan

Rusya Türkleri Nasıl Ruslaştırılıyor ve Nasıl Komünistleştiriliyor?

1924 senesinde Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği’nde askeri ateşe olarak vazife gören Emekli Kurmay Albay Rahmi Apak’ın hatıralarından bir bölümünü aşağıda sunuyoruz.

1

924 senesinde, Moskova Gertson Sokağındaki elçilik binamızın yakınlarında oturan bir Alman ticaret heyeti vardı. Ben bunlarla dost olmuştum. İki erkek ve bir kadın. Bir gün, beraberce bir piknik yapmaklığımızı arzu ettiler. Moskova’nın yirmi kilometre kadar uzağında yeşil bir kır yere gittik, evlerinin damları saman sapları ile örtülmüş bir Rus köyünün yeşil çayırının üzerine oturduk. Birlikte getirdiğimiz azıklarımızı, yere serdiğimiz örtünün üstüne açmaya başladık. Bu esnada, kalabalık insan kütlelerinin şarkı ve türküleri kulağımıza geldi. Bulunduğumuz yer alçak olduğu için bir şey görmüyor, yalnızca söylenen şarkıları ve marşları işitiyorduk. Yanımıza gelen köylülere sorduk:

– “Bunlar Türklerdir. Şurada yakında okullarına dönmek üzere gezintiden geliyorlar” cevabını alınca, bu işe benim kadar ilgi gösteren Almanlarla birlikte fırladık, o tarafa doğru koştuk. Yirmi adım sonra, geniş avlusu duvarlarla çevrilmiş ahşap fakat büyük bir binanın iki kanatlı geniş kapısından, dörderli yürüyüş kolunda yüzlerce gencin içeriye girmekte olduğunu gördük. Biz de bu kapıya yaklaştık. Beyaz kısa pantolonlu ve beyaz fanilalı esmerce vücutlu, onaltı ile onsekiz yaş aralarında olan bu gençler okulun avlusuna girdikten sonra dağıldılar. İçlerinden bazıları, elbiselerimizin muntazam olmasından ve kıravatlı bulunmaklığımızdan bizim Rus olmadığımızı anlayarak, merak sebebiyle kapının ağzına bize doğru yaklaştılar. Başlarında öğretmenlerinin bulunmamasından istifade ederek kendilerine Türkçe hitabettim. Lehçeleri ne kadar da İstanbul lehçesine yakın. Dilleri bir Konyalı’nın, bir Kastamonulu’nun bir Rumeli köylüsünün dilinden daha kolay anlaşılıyor. Bunlar, Hazar Denizi’nin doğu kıyısında, Kırasnavots Eyaleti halkından imişler. Bunlar, Halis Türkmenler. Bana nereli olduğumu sordular: “İstanbullu ve Türk” olduğumu öğrenince yüzlerinde hasıl olan sempati gülümsemeleri yanımdaki Almanların dahi dikkatini çekti. Münasebetsiz bir durum meydana getirmemek için konuşmayı keserek hemen ayrıldık. Kapıdan dışarı çıkamadıkları için, okulun avlusundaki alçak duvar boyunca yürüyerek beni mütemadiyen selamladılar.

Yanımdaki Almanlar, bu çocuklarla serbestçe anlaşmaklığıma hayret ettiler. Her birisi yüksek tahsil görmüş olan bu Almanların, bir İstanbullu Türk’ün dili gibi konuşan otuz milyon Türk’ün Rusya’da yaşamakta olduğunu bilmemelerine ben de hayret ettim.

Sonra öğrendim. Bu okulun öğrenci sayısı sekiz yüz imiş. Moskova etrafında, bunun gibi, her birinin öğrenci sayısı aynı olan iki Türk okulu daha varmış. Daha 1923 yılında, Ruslar, iki bine yakın Türkmen gencinin Moskova civarında toplayarak, komünizm fabrikası içinde Ruslaştırmak veya soysuzlaştırmak ameliyesine başlamış bulunuyorlardı.

Aradan otuz yıl geçti. Bu zavallı ırkdaşlarımızın ne kadarı hayattadır, ne kadarı soysuzlaştırılmıştır? Bunu, bugün Türkiye’de kaç kişi biliyor.

Rahmi Apak

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28