Kafkasya - KırımMakaleler

Peygamber Huzurunda Bir Mücahid: İmam Şamil

K

resim

afkasya’nın büyük kahramanı Şeyh Şamil Rus esaretinden kurtulduktan sonra İstanbul’a geldi. Buradan mukaddes diyarlar, Mekke ve Medine’yi ziyarete gitti. Aşağıda Şeyh Şamil’in Medine’de Resûlallah’ın kabrini nasıl büyük bir aşk ve hasretle ziyaretini okuyacaksınız: 
 Başlarında beyaz sarıkları olan ziyaretçi gruptan ayrılan nur yüzlü bir ihtiyar, Peygamberimizin Kabri şerifinin önünde diz çökerek edeple oturdu. Önce, iki elini açarak dua etti.. Sonra, yüzükoyun yere kapandı, toprağı öptü. 
Bembeyaz olmuş sakalı ile kalabalığın önünde sürüne sürüne ilerlemeye başladı.. Dikkatle dinleyenler, onun durmadan salâvat getirdiğini ve bir ilâhiyi tekrar tekrar söylediğini duyabiliyordu.. 

Server-i alem, sana aşık olup da yanarım! 
Her nerede olsam, o güzel cemalin ararım. 

İyilik kaynağısın, dermanlar deryasısın, 
Bir damla lütfet bana, derde devasız kaldım. 

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz canan, 
Su ile olmayan işler, hâsıl olur o topraktan. 
Gözlerinden sağanak yağmur gibi sakalına dökülen yaşlar, toza, toprağa karışmış, süt beyazı rengindeki sakalı hafiften toprak rengi almaya başlamıştı.. 
 İyice yaklaştığını hissedince, saygı dolu bir ses tonu ile “Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!… Esselâmü aleyke yâ Habîballah!” kelimelerini tekrarlamaya başladı.. 
 Yavaş yavaş ilerledi ve Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın mübarek kabr-i şerifinin kapısı önünde durdu. Bir kere daha selam verdi: 
 “- Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!” 
 
Sonra, kapının eşiğini öptü, kokladı.. Gözyaşlarıyla ıslattı.. Kapı açıldı.. Sürünme vaziyetini hiç bozmadan gitti mübarek kabr-i şerifin ayak ucunda durdu.. Tekrar selam verdi: 
 “- Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!” 
 
Arkasından gelen 70 kişi ve o an orada bulunan herkes, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın, bu selâma karşılık verdiğini duyunca, ürperdiler.. Bir titreme nöbeti tutmuştu hepsini.. Kendilerinden geçmiş, bulutların üzerinde yürüyor gibiydiler..
 İki emektar türbedar dahi hayretler içinde idi.. 
 Böyle bir şeyi, ne görmüşler, ne de duymuşlardı.. 
 Biri, arkadaşına sessizce sordu: 
 – Kim ola ki, bu muhterem zat? 
 Diğer türbedar, bu soruyu duymadı.. Aklı, fikri yaşlı adamda idi.. Ona kilitlenen gözleri, en küçük hareketini bile kaçırmadan takip ediyordu. Yaşlı adam, arkasında diz çökmüş duran gençlerden birisine işaret etti.. Biraz sonra kendisine uzatılan bir kılıcı aldı. 
 Titreyen elleriyle kılıcı kabzasından tuttu, öptü ve kabr-i Şerif’in sağ yanına edeple bıraktı. Sonra da başını yere eğdi, gözünden akan yaşlar, ak sakalının toprak rengini yıkayıp yere düşmeye başladığı an mahcup bir tavırla: 
 “-Yâ Resûllallah! İşte kılıcım! Onu sana teslim ediyorum! Kafkasya’yı düşman işgalinden kurtarmak için hayatım boyunca mücadele ettim. İslam dinini yaymak için çok uğraştım. Ama elimden ancak bu kadarı geldi. Benden razı ol, şefaatinden mahrum bırakma, yâ Resûlallah!” dedi. 
 Sonra Resûlallah Aleyhisselâm’ın mübarek kabirlerinin, ayak ucuna kapandı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Türbedarlar, merak içinde sorularının cevabını atarken, yine kendisi gibi yaşlı bir zat eğildi. Hıçkırarak ağlamaya devam eden adamı hürmetle omuzlarından tutarak kaldırdı.. 
 – Ey Allah’ın sevgili kulu Şamil, kalk artık, sana bir müjdem var! 
 Türbedarlar, sonunda bu büyük zatın kim olduğunu öğrenmişlerdi.. İkisi birden aynı kelimeleri tekrarladı:
 – Şamil ha! Tabii ya.. Tahmin etmeliydik..

Dr. Murat Yeşil

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19