KültürümüzMakaleler

Osmanlı’lar Balkanlar’da Halkın Hâmisi Oldu

O

smanlılar’ın Balkanlar’daki genişlemesi, hem içişlerini halletmiş olmaları, hem de fetih metodları sebebiyle fazla zor olmamıştı. Balkanlar’ın müdafaası için bir siyâsî birliğin veya işbirliğinin olması gerekmekteydi. Halbuki XIV. yüzyılın son çeyreğinde Balkanlar’da siyâsî bakımdan bir birlik bulunmuyordu. O devirde Balkanlar birçok devletçikler ve feodal senyörlükler halinde parçalanmış durumdaydı. Aralarındaki rekabet ve kıskançlıklar Osmanlılar’a karşı birlikte mukavemet etmelerini engellediği gibi Osmanlı Devleti’ne bir yardımcı ve daha sonra da hâmi olarak nüfûz ve hakimiyetini yayma imkânı vermişti.

Angaryaya Son

Balkanlar’ın sosyal şartları da Osmanlı fütûhâtına yardım etmiştir. Bizans’ın merkezi otoritesinin zayıflaması ve daha sonra da Balkanlar’da merkezî büyük bir devlet kurulamaması sebebiyle mahallî senyörler aldıkları aşırı vergilerle köylü üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktaydılar. Osmanlı idaresine geçen topraklarda feodal angarya ve vergilerin kaldırılması, halkın düzenli bir devlet idaresinin koruyuculuğuna kavuşması Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da yerleşmesini kolaylaştırmıştır. Burada Osmanlı fethiyle birlikte mahallî senyörler yerine merkezi ve mutlak bir devle otoritesi yerleşmiştir.

Gönülleri Fethederek

Osmanlı fütûhâtı tamamen muhafazakâr bir karakter taşımaktadır. Ani bir fetih ve yerleşme siyâseti yoktur. Osmanlı fetihleri kılıçtan ziyade “istimalet” (gönül çekme) ismi verilen uzlaştırıcı bir politika ile gerçekleştirilmiştir. İstimalet, yerli gayrimüslim ahalinin çeşitli vaatlerle kazanılması sayesinde Osmanlı hakimiyet sahasının genişletilmesidir. Bu gaye ile Osmanlı idaresi, yaptığı propagandalarla İslâmiyet’in ananevi müsamaha politikası çerçevesinde Hristiyanlar’a can ve mal güvenliği ile dinlerinde serbestlik tanıyor ve eski feodal bağlılıklarından ve angaryalarından kurtarıyordu. Meselâ; Sırbistan’da Duşanov Zakonik kanunlarına göre köylü hafta iki gün (yılda 104 gün) angarya suretiyle senyörün toprağında çalışmak zorundaydı. Buna karşılık Osmanlı idaresinde, köylü sadece yılda üç gün tımar sahibine hizmet etmekle mükellefti.

Amerikalı tarihçi Bruce W. McGowan’ın Osmanlı idaresindeki Sırbistan üzerine yaptığı araştırmalarda Sırbistan’da per capita (nüfus başına) gıda mahsulünün Avrupalı devletlerin sömürgelerindeki köylülerin elinde kalan gıda mahsulünden çok daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Bu örneklerde görüldüğü gibi Osmanlı idaresi, Balkanlar’da geniş köylü kitleleri için Marksist Balkan tarihçilerinin iddia ettikleri gibi bir baskı ve zulüm rejimi olmamıştır.

Osmanlılar, Hıristiyan halkın yanı sıra Ortodoks kilisesini ve manastırlarını da himaye etmişler, vergilerden muaf tutmuşlar ve dinî vakıflarına dokunmamışlardır.

Her Kesimin Hâmisi

Köylü ve dinî sınıfların yanı sıra Balkanlar’daki askerî sınıfın imtiyazları ve feodal hakları kaldırılmakla beraber bunları Osmanlı askerî sistemi içine almışlardır. Osmanlı Devleti köylüyü, kiliseyi ve askerî sınıfları istimalet yoluyla kazanarak kendi fetihlerini sağlamlaştırmıştır. Osmalılar’a karşı mukavemet yerli hanedanlardan gelmiştir. Haçlı Seferleri’ne kilise ve halkın katılmadıkları görülmektedir. Fetret devrin de bile, Rumeli’nde büyük karışıklıklar meydana gelmemiştir. Osmanlı idaresi daima halkın hâmisi olmuş ve mahallî tahakkümlere karşı onu korumuştur. Merkezî imparatorluk rejimini ihya eden Osmanlı idaresi Balkanlar’da geniş köylü kitleleri için, Balkanlı tarihçilerin tasvir ettikleri gibi, korkunç bir baskı ve istismar rejimi olarak görülmemiştir. Balkanlar’da Osmanlı yayılışının kolay ve süratli temposunu, senyörlerin köylüler tarafından Osmanlılar’a karşı tutulmadığını kabul ederek açıklamak mümkündür.

Ayırım Yok

Osmanlı Devleti hiçbir zaman teba arasında Müslüman-Hristiyan ayırımı yapmamıştır. Onların anlayışına göre reaya, Allah’ın kendilerine bir emanetidir. Onları himaye etmek, zulme uğramalarına müsaade etmemek padişahın vazifesidir. Padişahın sefere çıkması devleti ve tebaasını korumak içindir. Bu sebeple de Osmanlılar gittikleri ülkeleri sömürmeyi değil, oralarda oturanların refahını sağlamayı gaye edinmişler, onların inançlarına müdahalede bulunmadıkları gibi terakkisine de çalışmışlardır.

Macar tarihçi Kald Nagy’nin yaptığı araştırmalarda Macaristan için bu durum açıkça çıkmaktadır: 1558-1560 tarihleri arasında Osmanlı Devleti, Macaristan’dan topladığı 6.000.000 akçe vergiye mukabil buraya 23.000.000 akçe masraf yapmıştır. Macaristan, sömürülmek bir yana 17.000.000 akçe ek malî yardıma da mazhar olmuştur.

Bu kısa yazı içinde vermeye çalıştığımız bazı örnekler, Sırplar’ın ve diğer Balkan milletlerinin Osmanlı hakimiyeti altında eski devirlerin sefaletinden kurtularak derli toplu bir devlet nizamı içerisinde yaşadıklarını göstermektedir.

Erhan Afyoncu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17