KültürümüzMakaleler

Kont Marsigli’nin Kaleminden Osmanlı Devleti

K

ont Marsigli, Osmanlı askerî teşkilâtı üzerinde en mühim eseri yazmış olan klasik yazardır. Bologna’lı İtalyan bir soylu olup Almanya imparatorluğu hizmetinde generaldir. Türkçe öğrenmiştir. 1683 Viyana muhasarasında ve Almanya’nın sonra Osmanlı’ya karşı yaptığı bütün savaşlarda, Almanlar’ın Budin’i almalarında bulunmuştur. Türkçe yazma kitaplardan müteşekkil zengin bir kütübhânesi vardır. 1737’de yazdığı ünlü eserinde şu mütâlâalarda bulunur.
—————

1679 ve 1680 senelerinde İstanbul’da bulunduğum zaman, Türk imparatorluğunun hudûdu, Viyana’da Tuna’nın her iki sahilinin 16 mil mesafesinde idi. Hudud burada Vag ve Raab sularında bitiyordu ki, Viyana gibi büyük bir taht şehrini bu akarsular, muhafaza ve müdâfaa edecek durumda değildi…

Hırvatistan’da küçük bir arâzi parçası Almanya’da kalıyordu, gerisi Türkler’de idi. Kulpa, her iki imparatorluğu biribirinden ayırarak Adriya Denizi’nde Venedik sınırına ulaşıyordu. Buradan İtibaren deniz, İstanbul’a kadar, mutlak şekilde “Bâb-ı Âli“nin hâkimiyetinde idi…

Türk imparatorluğunun büyüklüğü, Roma imparatorluğu ile kıyas ve nisbet edildiği ve haritaya şöyle bir bakıldığı takdirde, insanın hayretlere düşmemesi kabil değildir… Böyle bir devleti Türkler nasıl kurmuşlardı? Nasıl muhafaza edebilmişlerdi? Kitabımı bu suâllere cevab verebilmek için yazdım…

Zulüm ve Sertlik Yok

Bu akıl almaz büyüklükte ülkelere o derecede sağlam yerleşmişlerdi ki, zulüm yapmıya, sertlik göstermiye bile lüzum görmeden, Hıristiyanların, imparatorluklarında serbestçe yaşamasına izin verdiler. Bugün (1737) de öyledir. İspanya’dan çıkarılıp Osmanlı’ya sığınan Yahûdiler’i bile kabul ettiler… Roma imparatorlarının tahtına oturan ikinci Sultân Mehmed’in (Fâtih) politikasında bu pervasız durum açıkça görülür…

Türkler, tebeaları olan Hıristiyan kadınlara tecâvüz etmek değil, yan gözle bakmazlar. Hattâ kadın oldukları için müsamahalı ve nâzik davranırlar. Osmanlı devletinin her Hıristiyan ülkesinde ayni durumu gördüm. Terbiyesini bozan hiç bir Osmanlı’ya tesadüf etmedim…

Hattâ Hıristiyan tebealarını, kendi rûhânî reislerinden, râhiblerinden muhafaza edecek tedbirleri almışlardır. Kilise, Osmanlı tebeası Hıristiyanlar’dan, pâdişâh fermanları ile belirtilmiş meblâğlar dışında hiç bir para alamaz. Hıristiyanların âyinlerine Türkler, hiç karışmazlar…

Eyâlet beylerbeyileri, eyâletlerinde Avrupa kralları gibidir. Bu durum, müşahede eden için yanıltıcıdır. Zîrâ İstanbul’a “Dîvân-ı Hümâyûn“a sormadan hiç bir şey yapamazlar. İdare, o derecede merkezidir…

Türk askeri, kanaatkârdır. Az bir şey yer. Fakat yemeğinde koyun eti şarttır. Etsiz yapamaz. İçki içmez. Yaş ve kuru meyve yer. Soğuktan fazla sıcağa dayanıklıdır…

Türkler, din tefriki yapmaksızın seyyahlara, râhiblere, dervişlere, yoksullara çok acırlar. Köyde olsun, şehirde olsun, sofralarına oturtur, giderken para da verirler…

İki Dil Bilirler

Biz Avrupalılar, Doğu dillerini bilmediğimiz için, Avrupa dili bilmiyen Türkler’i câhil sanırız. Öyle değildir. Her aydın Türk, Türkçe’nin yanında Arabca ve Farsça bilir. Bu iki dili bilmiyen adam aydın sayılmaz, ilim adamı olarak hiç kabul edilmez. Bizim aydınlarımız arasında iki yabancı dil bilen kaç kişi çıkar?…

Türk atlasları, kendi ülkeleri için, bizim haritalarımızdan çok üstündür. En küçük yerin adı kaydedilmiştir. Bunların çoğu Türkçe isimlerdir. Avrupa’da basılan atlaslar, Osmanlı ülkesinde merakla incelenir…

Bütün işlerinde o işi sür’atle bitirmek esastır. Savsaklama yoktur. Türk askerine çok iyi bakılır. Emekli olanların maaşları yüksektir. İktisadî ve mâlî kaynaklarının zenginliği ve bize nisbetle çok iyi düzene alınmış olması, Türk ordusunun başarı sebeblerinden biridir. 

Yılmaz Öztuna

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17