Kafkasya - KırımMakaleler

Kırımlı Leman Faşist ve Komünistlerden Neler Çekti?

K
ırımlı Leman Hanım, İkinci Dünya Savaşı başladığı sıralarda, Eczacılık Okulu’nda öğrenciymiş. Ardından, 1941’de Almanya’nın, Sovyetler Birliği’ne saldırmasına ve Naziler’in hızlı bir şekilde Sovyet topraklarında ilerlemesine, dolayısıyla memleketi Kırım’ın hızla Alman işgali altına girmesine şahit olmuş. Bütün bunlar, Leman Hanım’ın öğrenciliğini devam ettirmesine engel olmazken, hayatının baharında, 17 yaşında, “ilk olarak”,  dünyada Almanlar’dan başka herkesi “aşağı ırk” gören ırkçı faşistler tarafından dünyası karartılmış.
Yahudiler ile bir tutularak gönderildiği Auschwitz’de, ölüm korkusuyla dolu iki ay geçirdikten sonra, üniformalı bir adam, hayatta kalması için kendisine yardım edeceğini söylemiş ve kendisini, Avusturya’da, Bad-Fischau Brunn’daki Alman ailelerin yanına “köle-işçi” olarak göndertmiş.
En verimli yılları böylece harcanan Leman Hanım, savaşın sonunda Sovyet ordusunun gelişi ile birlikte, Alman esaretinden kurtulmuş ama, asıl ve daha büyük “çilesi” işte bundan sonra başlamış. Halkına Sovyet yöneticilerince reva görülen o meşhur ve ağır zulüm, (18 Mayıs 1944 Sürgünü) Leman Hanım’ın kaleminden fazla yorum yapmadan aktarmak, en doğrusu..
Kırımlı Leman Hanım Şöyle Diyor:
“Hiçbir şey söylemeden beni bir trene koydular (faşistlerde aynısını yapmışlardır) ve Moskova’daki bir askerî fabrikaya gönderdiler. Benim bir vatan haini(!) olduğumu ve orada kontrol altında tutulup çalışmam gerektiğini söylüyorlardı. Çok zor zamanlardı. Bir çok genç kız ve genç erkek, kötü şartlardan ve ağır çalışmadan dolayı ölüyordu.
İki erkek kardeşim, Nuri ve Cevdet, İkinci Dünya Savaşı’nda, Sovyet ordusunda, faşistlere karşı savaşmışlardı. İkisine de kahramanlık madalyası lâyık görülmüştü ama bunu alamadılar. Çünkü onlar da ben ve bütün Kırım Tatarları gibi ‘vatan hainliği’ ile suçlanıyorlardı.
Cevdet pilottu. (Şartlar daha müsait hale geldiğinde) ailesini sürgün edildiği yerde bulmaya karar verdi.
Annem ve küçük kız kardeşim, Özbekistan’a, Semerkand’a sürgün edilmişlerdi. Cevdet, beni Moskova’da buldu ve esaretten kurtarmak için her şeyi yaptı. Sonra, birlikte Semerkand’a gittik.
Orada, kimse bana iş vermek veya okula almak istemedi. Polis, devamlı olarak bizi gözaltında tutuyordu. 1946’da, ileride kocam olan Münirov Ziya ile tanıştım. Bir Kazan Tatarı idi ve savaştan yeni dönmüştü.  Eğitimimi tamamlamam ve iş bulmam konusunda bana çok yardım etti. 1947’de evlendik ve ilk kızım Feride dünyaya geldi. 1954’de de ikinci kızım Fliura doğdu.
Kocam, 1972’de kanserden öldü. 1978’den 1989’a kadar, kızım Fliura’nın yanında, Anapa’da (Kafkas Dağları’nın kuzeyde Karadeniz kıyısında, Kırım’a yakın sayılabilecek bir liman şehri) yaşadım. Daha sonra diğer kızım Feride’nin yanına, Genitschek’e (Ukrayna) taşındım.
Şimdi 80 yaşındayım. Yüksek tansiyonum var ve vücudumdaki bütün kemikler, mahvolmak üzere. Doktorlar bana yardım edemiyor.
Tamamen yatağa bağlanmamak için, bir tekerlekli sandalyeye ihtiyacım var. Acaba biri bunu satın almam için yardım edebilir mi?”

Tarih Düşünce

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28