Kafkasya - KırımMakaleler

Kırım’ın II. Dünya Savaş’ında Ruslar Tarafından İşgali

resim

1

943 Kasım ayı geldiğinde Sovyet ordusu Kırım’ın
anahtarı olan Prekop’a doğru hızla ilerliyordu. Kızıl Ordu 1944 Nisan’ında
Kırım’a girdi ve Mayıs ayında Almanlar Kırım yarımadasından tamamen
çıkarıldılar. Kızıl Ordu’nun Kırım’da bulunduğu ilk iki hafta boyunca, Sovyet
subayları Türkler üzerinde terör estirdiler. 

Almanlarla işbirliği yapmak
suçundan her iki Kırım Türkü’nden biri idam edildi. Görgü şahitlerinin
verdikleri bilgilere göre Simferopol’de, caddeler ağaç dallarına ve telefon
direklerine cesetlerle doluydu. Birçok Türk köyünün bütün nüfusu (kadın erkek,
çocuk) mahkeme edilmeden idam edildi. Bir görgü şahidi şunları yazıyordu:


“Sovyet
ordusu Kırım’a girdikten sonra, Kumandanlıktan gelen genel bir emre göre bütün
Türk nüfus NKVD üyelerinin keyfi eylem ve baskılarına maruz kaldı.
Dizginlenemeyen askerler kadınların ve çocukların ırzına geçtiler. Müdafaasız
insanlar saldırıya uğradı ve idam edildi. İki hafta boyunca Kırım Türkleri
işkenceye maruz tutuldular ve öldürüldüler”
Sovyet askerlerinin bu kadar
gaddarlaşmalarının bazı açık sebepleri vardı. Stalingrad savaşından intikam
duygularıyla çıkmışlardı. Kırım Türkleri’nin Sovyetler’deki diğer herhangi bir
topluluktan daha çok Almanlarla işbirliği yaptıklarına ve Kırım’daki Sovyet
vatandaşlarını öldürdüklerine inandırılmışlardı.                                    

Sovyetler’in Kırım’ı tekrar ele geçirmelerinden,
bir aydan daha kısa bir süre, iki haftalık NKVD (Sovyet Devlet Gizli Polisi)
dönemiyle Kırım Türkleri’ne verilen büyük ceza tatbik edildi. 18 Mayıs 1944
gecesi, çok iyi planlanan ve uygulanan bir operasyonla, geride hiç kimse
kalmayacak şekilde bütün Kırım Türkleri anavatanlarından göçürülmek üzere zorla
toplatıldı. Sürgün hadisesi Mareşal Voroshilov’un emrindeki Sovyetler Birliği
İçişleri Halk Komiseri Baş Muavini İvan Serov’un komutası altındaki birlikler
tarafından gerçekleştirildi.


İvan Serov Kimdir?

Serov, çeşitli ve oldukça ilgi
çekici işlerde çalışmıştı. Tecrübesi ve yetenekleri sayesinde, sürgün hadiselerini yürütmek üzere tercih edilen bir insan konumuna gelmişti. Çeşitli
Kafkas topluluklarının sürgünü başarıya gerçekleştirmişti ve şimdi sıra Kırım
Türkleri’ndeydi. Mesleğine 1930’lu yıllarda Melenkov’a bağlı olarak Stalin
sekretaryasında bir memur olarak başlamıştı. 1939’da Baltık sahilindeki
antikomünist faaliyetleri ortadan kaldırma planlarını yapmış ve Latvia, Estonya
vb. bölgelerinden halkın sürgün edilmesi işlemini başarıyla gerçekleştirmişti.
Serov 1941 yılında Sovyet Devlet Güvenlik Bakanı Baş Muavinliğine, aynı yılın
Temmuz ayında, Stalin’in celladı Beria NKVD ile KGB’yi birleştirdiğinde Sovyet
İçişleri Halk Komiserliği Başmüşavirliğine tayin edilmişti.

Bir adamın tecrübe kazanması
için bu kadar başarı yeterliydi. Serov, 1942-43 yılları arasında endüstriyel
bir kısım araçların Stalingrad’dan nakli işlemini başarıyla gerçekleştirmiş ve
Kırım sürgününde görev almayı hak edecek durumda bir insan olmak üzere yüksek
puan toplamıştı. Nihayet edindiği bu tecrübelerden dolayı Serov 1944’te Kırım
Türkleri’nin, Çeçenlerin, Kalmuklar’ın, Volga Almanları’nın, Ahıska Türkleri ve
diğer bazı toplulukların sürgün işlemiyle görevlendirildi. Serov tecrübeli bir
“toplum nakliyatçısı” idi. Bu tür
işlerin politik ve ahlâkî yanına hiçbir zaman ilgi duymamıştı. Bütün bu
görevleri başarıyla yerine getirdikten sonra kendisine general rütbesi verildi
ve Sovyetler Birliği Kahramanı nişanıyla şereflendirildi.


Kırım Türkleri’nin Sürgünü

Kırım Türkleri’nin vatanlarından
sürgün edilmesi işleminin tasvirini hadisenin hem kurbanları hem de cellatları
yapmış bulunuyorlar. Tasviri yapan cellatlardan biri Kırım ve Kafkasya’da NKVD
memurluğu yapan ve 1950’li yıllarda, Sovyet yönetimiyle arası açılınca Batı
Almanya’ya kaçan Grigorü Burlitskii’dir. Sürgün hakkındaki açıklamayı 1952 yılında yapmıştır. Benzer yorumlar Sovyet
yönetimine verilen çok sayıda dilekçede ve sürgündeki Kırım Türkleri’na yazılan
açık mektuplarda yeralmaktadır. Ann Sheehy, Kırım Türkleri’nin Rus dostlarından
gelen açık mektuplardan alıntılar yapmakta, Kırım Türklerine hazırlanmaları
için birkaç dakikalık bir zaman bile verilmediğini ifade etmektedir. Sözkonusu
mektuplardan birinde şöyle söylenmektedir:


“Öldürmeleri gerekmiyordu. Gaz odalarındaki gibi, tıka basa hayvan
vagonları içine istif edilmiş insanların bu yolculuğu zaten yavaş yavaş öldüren
bir yolculuktu. Üç hafta süren bir yolculuktan sonra, kurbanlar kitle halinde
Kazakistan’ın kavurucu steplerine götürüldüler. Kırım’a ise onların yerine
kızıl partizanlar, bolşevik yer altı savaşçıları ve partililer
yerleştirildiler. Kırımda sadece yaşlılar ve sakatlar kalmıştı. Bunların
dışında kalan Kırım Türkler’i cephenin ön kesimlerinde faşistlere karşı dövüşüyorlardı,
fakat, savaşın sonunda onlar da sürülmekten kurtulamadı. Yük vagonlarına
doldurulan insanların büyük çoğunluğu kadınlar ve çocuklardı. Hepsi de
sıcaktan, açlık ve susuzluktan ve leş kokusundan öldü. Çünkü ölülerin cesetleri
çürüyordu. İnsanlara cenazelerini gömme fırsatı bile tanımadılar.”


Burlutskii İse Kullanılan
Metotlar Konusunda Şunları Söylüyor


“Aynı metotlar Kuzey Kafkasyadaki Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nde de tatbik
edildi. Bütün Türkler aynı metotların cenderesinden geçirildiler. Hepsi de
apar-topar NKVD müfrezelerince tutuklanarak, sürgün edilmek üzere Kırım’a
götürüldüler. Kilitlenmiş mühürlenmiş vagonlara tıpkı balık gibi istif
edildiler.”

Sovyetlerin zafer kazanması için
canla başla savaşan Kırım Türkleri bile bu sürgün işleminden kurtulamamışlardır.
Bu gruptaki Türkler, Sovyet Komünist Partisi’nin üst kademelerinde görev almış
bulunan Kırımlılar’dan, Almanlar’a karşı savaşan Partizanlar’dan ve Kızıl
Ordu’da askerlik yapan savaşan Kırım Türkleri’nden oluşuyordu. Bu gerçek Sovyet
tarihçileri tarafından her zaman göz ardı edilmiştir. 1 Nisan 1944’te Kızıl
Ordu’nun Kırım’a girmesinde büyük hizmet görev 5. Partizan Birliği’ndeki Kırım
Türkleri, Mayıs ayında birliklerinden alınarak sürgün edilmişlerdir.

Ahmed Ahmedoviç, Abdullahev
(Partizan tıbbiye taburu komutanı), Muhammed Hamzaov, Çavuş Mehmed Duliev,
Çavuş Munid Kasavof ve diğerlerinin hepsi aynı kaderle yüzyüze gelmekten
kurtulamadılar. İşin garip yanı yukarıda ismi zikredilen dört Kırım Türkü’ne de
17 Kasım 1943’te Sovyetler Birliği
Kahramanı
ünvanı verilmiş olmasıydı. Mahalli Kırım Türkler’nden komünist
olanlar ve onların aileleriyle, savaş sırasında Almanlar’a karşı mücadele veren
yazar ve gazeteci 50 Türk de aynı kaderi paylaşmak zorunda bırakıldılar.


Kırım’ın Türk Kimliğinin Yok Edilmesi

Bütün bu hadiseler esnasında Sovyetler, Kırım’da, Türkler’le ilgili bütün tarihi, kültürel ve hatta dile
dayalı eserleri ortadan kaldırma yoluna başvurdular. 115 Kırım Türkü’nün imzası
bulunan ve Sovyet otoritelerine de sunulmuş bulunan bir dilekçede şu ifadeler
yeralmaktadır. “Babalarımızın, büyük
babalarımızın ve çocuklarımızın mezarlarıyla, Kırım kültürünün belgesi olan
tarihi eserleri yaktılar. Bu tür faciaların unutulması mümkün müdür? Hiçkimse
kültürel değerlerimizin yok ederek, milletimizin varlığını inkâr edemez.”

Kırım Türkleri’nin sürgününden hemen sonra, Kırım’da büyük bir yıkıma gidilerek bütün yer isimleri
değiştirildi. Maksat Türk olan her şeyi yok etmekti. Bu isim değişikliklerine göre, Küçük Uzun, (Malgrichnes’koe); Demirci,
(Luchiste); Karasu Pazarı, (Bilogris’k);
İslâm Terek, (Kirovs’ke); Büyük Onlar, (Oktiabrik’ke); Akmescid (Simferopol) isimlerini almıştı.

Kırım Türkleri’nin tarihi de
aynı kaderle karşı karşıya bırakıldı. İlk merhalede, 1948’in ilk aylarında
Simferopol’de Kırım tarihini konu edinen bir kongre toplandı. Bu kongreye
sunulan bildirilerde, 11. yüzyıl öncesi ile 19. yüzyıl sonrası konular işleniyor,
bu tarihler arasında yeralan Osmanlı dönemi görmezlikten geliniyordu.

Aynı şekilde B.S.E. (Bolşevik
Sovyet Ansiklopedisi)’nin 1953 yılında yapılan ikinci baskısında, Kırım Kültürü
ve tarihi yok sayılıyor. Kırım Türkleri Osmanlı yayılmasının bekçisi haydutlar
olarak tarif ediliyordu. Ansiklopedi’ye göre Kırım nüfusunu Ukraynalılar ve
Ruslar oluşturuyordu. Ansiklopedide ilâveten, yarımadanın Ruslar tarafından
ilhakının yarımadanın sosyoekonomik ve kültürel gelişim tarihinde birileri
merhale olduğu kaydediliyordu. Kırım Türkleri İkinci Dünya Savaşı’nda
Sovyetleri arkadan vuran hainler diye vasıflandırılıyordu.

Tarihte eşine az rastlanır bu kadar çaplı bir imhan hareketinde sonra, vatanlarına dönmek isteyen Kırım Türkleri’ni, Kırım’a yerleşme izni verilse bile, kendi kimliklerini inşa etmek konusunda büyük ve zorlu işler beklemektedir. 


Kaynak: Alan W. Fisher-Crimean Tatars (Tercüme:Hüsamettin Aslan).

Alan W. Fisher

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 19