Kafkasya - KırımMakaleler

Kırım Neyimiz Olur?

K

ırım üzerine kelam etmeden, bu beldeye yazılmış, Ey Güzel Kırım isimli halk türküsünün kollarına kendimizi bırakalım: 

 “Bala çağa vatanım dep köz yaşın döker
Kartlarımız emenç yayıp dualar eder
Men bu yerde yaşalmadım yaşlığıma toyalmadım  
Vatanıma hasret kaldım ey güzel Kırım.

Bu mısraların ardından nasıl devam edilebilir? Hiç bilemiyorum ama deneyelim. 

Ukrayna’da aylardır süregelen krizin, Kiev’den sonra, yeni merkez üssü Kırım Özerk Cumhuriyeti. Rusya’nın Kırım’a asker çıkarmasıyla, zirve noktasına ulaşan krizin ne anlama geldiğini anlamak adına biraz geçmişe gitmekte fayda var.

Oğuz boyları ve Altınordu Devleti’nin bakiyesi sayılan Kırım, Osmanlı toprağı olmadan çok önce İslam olmuş bir beldeydi. 

1475’de Osmanlı hakimiyetine giren Kırım, 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması’yla bağımsız bir statüye sokuldu. Çok geçmeden, 1783’te, Rus işgaline uğradı. Nihayetinde Osmanlı Devleti, Kırım Senedi denilen üç maddelik anlaşmaya imzalayarak, 8 Ocak 1874’te yarımadadaki Rus hakimiyetini tanımak zorunda kaldı.

Kırım’ın kaybı, Avrupa’daki diğer toprak kayıplarına nazaran, daha derin anlamlar taşıyordu. Her şeyden önce zaten İslam beldesi olan bir toprağın elden çıkması anlamında bir ilk oldu. 

Osmanlı yönetimi ve hatta onun bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti, Kırım’ın kaybedilmesini hiçbir zaman kabullenemedi. Bu sebepledir ki, Kırım, elden çıkalı neredeyse iki buçuk asır olmasına rağmen, Türkiye gündeminden hiç çıkmadı. 

Her şeyden önce Rusların Kırım’ı işgali sonrasında yaşanan büyük göçler buna imkan vermedi. Sadece on altı yılda, 1784’den 1800’e kadar, yarım milyon Müslüman vatanını terk etmek zorunda bırakıldı. Sonraki yarım asırda 200 bin ve 1860 sonrasında 230 bin insan sürgün edildi.

Kırım Türklerinin cefası bununla kalmadı. Stalin rejimi, 18 Mayıs 1944’de başlayan sürgünlerde, 193 bin 865 Kırım Türkü’nü ‘Nazilerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle’ öz vatanlarından uzaklaştırdı. 

Sürgünün asıl amacı, Türkiye sınırına yakın bölgeyi Müslüman unsurlardan temizlemekti. Kırım’dan sürülen Tatar Türklerinin yerine, Rusların yerleştirilmesi de aynı amaca hizmet etmekteydi. 

Sürgüne gönderilen Müslümanlar, hayvan taşınan tren vagonlarıyla taşındılar. Birçok Müslüman açlık ve hastalıklar sebebiyle, yolculuk esnasında vefat etti. Ölenler trenden atılarak, yola devam edildi. Sürgüne gönderilen Müslümanların yüzde 46’sı öldü(rüldü).

Yaşanan acıları daha iyi anlamak adına, sözü Biz Kırım’dan Çıkanda isimli Kırım türküsüne bırakalım: 

Biz Kırım’dan çıkanda
Kar yağmadı kan aktı
Anam babam kız kardaşlarım
Kozleri dolu yaş kaldı
Kokten uçkan uçaklarının
Kanetlerini kim yazgan
Şu Kırım’da ölgenca cigitlerinin
Cenazelerini kim kılgan
Kaçaredim men Akyar’dan
Karadeniz bolmasa
Asaredim öz özümnü
Annem babam bolmasa.

Kırım Tatarları, Stalin sonrasında yönetimi devralan, Kruşçev döneminde de öz vatanlarına dönemediler. Sürgünden dönüşler ancak 1989’da Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle başlayabildi. 

Sahip olduklarını yok pahasına elden çıkaran Kırım Türkleri, geri döndüklerinde artık Rusya’ya bağlı Kırım yoktu. Onun yerini Ukrayna almıştı. Zaten hiçbir zaman bıraktıkları evleri ve toprakları da tam anlamıyla geri alamadılar. 1991’den beri Kırım’a dönen Türk sayısı yaklaşık 300 bin. Bu sayı, nüfusun yaklaşık yüzde 13’üne tekabül ediyor. Buna karşılık orada yüzde 60 oranında bir Rus nüfus var.

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye, “Yurtta sulh, cihanda sulh” gerekçesiyle, Türk ve İslam dünyasında olan biteni görmezden geldi. Kırım da, bu yaklaşımdan payına düşeni fazlasıyla aldı. 

Türkiye, 1991’de Gürcistan ile Abhazya arasında ve sonrasında yine Gürcistan ile Güney Osetya Özerk Bölgesi’nde olduğu gibi, Rusların bölgesel oyunlarına seyirci kalmakla yetinmemeli. Çünkü bölgedeki her türlü gelişme, iki ateş arasında kalan, Kırım Türklerini fazlasıyla etkileyecek. 

Ne yazık ki, Türkiye’nin o bölgede somut ve planlı bir çalışması yok. Sadece o bölgedeki oluşumlara destek veriliyor. Türkiye, keşke Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Rıfat Çubarov gibi isimlere desteğini daha da artırabilse… 

Son olarak, hâlâ aklında “Türkiye’nin Kırım’da ne işi var” ya da “Kırım bizim neyimiz olur” şeklinde sorular olan varsa, yeniden Cumhurbaşkanlığı forsunu işaret edelim. Emin olun, o forstaki yıldızlar, daha havalı görünsün diye orada yer almıyor.

Ayhan Demir

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17