SultanlarTürk Sultanları

Kânûnî Sultan Süleymân

O

smanlı sultanlarının onuncusu ve İslâm halîfelerinin yetmiş beşincisi. Yavuz Sultan Selim Han’ın oğlu. 27 Nisan 1495’te Trabzon’da Âişe Hafsa Sultan’dan doğdu. Kânûnî Sultan Süleymân doğduğu zaman, Süleymân ismi, Kur’ânı kerîm açılarak verildi. Neml sûresi otuzuncu âyeti kerîmesinde geçen Hazreti Süleymân’ın isminden alındı. Kânûnî lakabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleymân lakaplarını verdiler.

Kânûnî Sultan Süleymân, babasından devraldığı 6.557.000 km2 Osmanlı toprağını, yaptığı fetihlerle 14.893.000 km2’ye ulaştırdı. Batıda Almanya içlerine kadar fetihler yapılırken, doğuda Hazar denizine ulaşıldı. 

TürkiyeOrta Asya birleşmesi siyâseti yanında, bütün Arabistan, Ortadoğu dâhil, Hind Okyanusunda, Umman Denizi, Basra körfezi, Kızıldeniz’e ve Kuzey Afrika’dan Atlas Okyanusuna ulaşıldı. “Türk asrı” denilen on altıncı asırda, Osmanlı Devleti’nin sultânı Süleyman Hân’ın, dünyânın bütün kralları ve beylerine karşı yüksek otoritesi vardı. 

Roma-Cermen imparatorluğu, Portekiz, İspanya, Fransa, Milano, Napoli, Papalık, Ceneviz, Venedik, Macaristan, Avusturya, Lehistan, Rus Knezleri, Safevî, Gürgâniye, Özbek devleti, ile münâsebetlerde bulunuldu. Dünyânın her tarafındaki Müslümanlarla irtibat kurulup, dertlerine derman olunarak, yardımlarına koşuldu. İspanya’daki Endülüs Müslümanları, Hıristiyanların zulmünden kurtarılıp, Kuzey Afrika’ya ve Osmanlı topraklarına taşındı.
Âlimlere Çok Kıymet Verirdi
Kânûnî Sultan Süleymân Han, âlimler ile Allah dostlarına çok hürmet eder, her birine hâllerine göre İzzet ve ikramlarda bulunurdu. Sünbül Efendi ve talebesi Merkez Efendi’ye, “Ubeydullahı Ahrâr” hazretlerinin halîfelerinden “Baba Haydar”a ve İstanbul’daki diğer evliyaya çok hürmet gösterirdi, ömrünün sonuna doğru “Nûreddînzâde Muslihiddîn Efendi”yi yanından hiç ayırmaz olmuştu. “Âlimlere danışmadan hiç bir iş yapmaz, Allah dostlarının nazarlarını üzerinden eksik etmezdi”. Âlimler için medreseler, evliya için tekkeler yaptırır, fethettiği yerleri câmilerle mâmur ederdi. Devrinde kültür ve sanat faaliyetleri doruk noktasındaydı. İlim, kültür ve sanat müesseselerinde, Kânûnî’nin himayesinde kıymetli şahsiyetler yetişip, herbiri eşsiz eserler verdiler. 

Devrinde yetişen tefsîr, hadîs, fıkıh ve diğer İslâm ilimlerinde Ahmed İbni Kemâl Paşa, Ebüssü’ûd Efendi, Zenbilli Ali Cemâlî Efendi, Taşköprüzâde, Kınalızâde Ali Efendi, Celâlzâde Mustafa Bey, Halebî İbrahim Efendi, Coğrafyada; Pîri Reis ve Seydi Ali Reis ile Anadolu atlası sahibi Matrakçı Nasûh, hattatlıkta; şeyh Hamdullah’ın oğulları ve talebeleri meşhurdu. Şiirde “Sultânüşşuarâ” Bâkî Efendi’nin üstünlüğünü herkes kabul ederdi.

Sultan Süleymân Han devrinde, Osmanlı Devleti’nin kara ve deniz ordusu dünyâda birinci idi. Ordunun gelişmesi ve dünyânın tek gücü hâline gelmesi için, elinden geleni yaptı. Askerleri tarafından çok sevildi.
Devrinde el sanatları ve ticâret gelişmiş olup, çiftçilik, çini, ayna, hakkaklık ve dokuma sanatı çok ileri seviyedeydi.
Kânûnî, kültürle ilgili meselelere önem verirdi. Osmanlı Devleti’nde ilk şuarâ tezkireleri onun adına yazıldı. Birinci sınıf bir şâir olup, hassas bir kalbe sâhipti. Muhibbî mahlası ile çok güzel şiirler yazdı. Şiirlerinden bir kısmı dîvânında toplandı. Ömrünü harp meydanlarında geçirmesine rağmen asrındaki şâirlerden daha çok şiir yazdı. Dîvân’ındaki gazellerin sayısı üç bine yaklaşır ve Zâtî’den sonra ikinci gelir.
Pek çok hayrat ve iyilikleri olan Kânûnî Süleymân Han, îmâr faaliyetleriyle de uğraştı. Türk mîmarîsinin ölmez eserleri olan; câmiler, medreseler inşâ ettirdi. Bir çok ata yâdigârını da yeni baştan yapılır şekilde tâmir ettirdi. En muhteşem eser, şüphesiz Mîmâr Sinan tarafından yapılan Süleymâniye Külliyesi’dir. Halk arasında yaygın olan şu sözler gerçeğin tam ifadesidir:

“Süleymâniye’nin sahibi Süleymân, mîmârı Sinan, hamuru îmândır.” Fâtih Sultan Mehmed Han’ın kurduğu Sahnı semân medreselerinin ilmî bütünlüğünü tamamlamak, Süleymâniye Câmii ve Külliyesi’ne nasîb olmuştur. İstanbul’un yedi tepesinden birinin üstünde kurulan Süleymâniye Külliyesi, câmii şerîf, tıp fakültesi, dört medrese, mülâzimler medresesi, dârülhadîs, hastahâne, imâret, tabhâne, dârül kurrâ ve türbelerden meydana gelmiştir.

Yaptırdığı diğer câmilerden bâzıları ise şunlardır: 

Yavuz Selim Camii, Şehzâde ve Cihangir câmileri Üsküdar ve Edirnekapı Mihrimah Sultan camileri. Avrat pazarındaki Hürrem Sultan Câmii, Rodos’ta adı ile anılan bir câmi ve Anadolu, Rumeli ve Adalarda muhteşem câmiler, ayrıca memleketin her yerinde medreseler hastahâneler, yollar, köprüler yaptırmıştır.
Bağdat’ı fethedince; İmâmı Âzam’ın türbesini tamir ettirerek yanına bir cami ve imâret yaptırdı. Abdülkâdiri Geylânî’nin, türbesi yanındaki câmiyi tâmir ettirerek, ihya etti. Konya’daki Mevlânâ türbesinin yanına, iki minâreli bir câmi ve dervişlerin ikâmetleri için odalar ve fakirler için imâretler yaptırdı. EskişehirSeyidbattalgâzî kasabasında büyük bir tekke, bir cami, bir medrese, fukara ve gurebâ için imaret yaptırdı. Mekke’de dört mezhep için Osmanlı tarzında medreseler inşâ ettirdi. Abbasî halîfelerinden Hârûn Reşîd’in hanımı Zübeyde tarafından, Mekke’de yaptırılan ve harâb hâle gelen su yollarını yeniden yaptırdı.

Kânûnî Sultan Süleymân’ın, Gülbahar Hâtun ve Hürrem Sultan isminde iki hanımı vardı. Bu hanımlarından Abdullah, Murâd, Mahmûd, Mustafa, Mehmed, Cihangir, Bâyezîd, Selim isimlerinde sekiz oğlu ve Mihrimah Sultan isimli bir kızı olmuştur. 
Kanuni Sultan Süleyman 1556 yılında Zigatvar Seferinde vefat etti.

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 5