MakalelerMedeniyetimiz

Kanuni Sultan Süleyman Devrinde Amiral Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi

9

resim

43 Hicrî senesinde (1536 Milâdî) Kanunî Sulan Süleyman Edirne’de bulunduğu sırada Hindistan’dan gelen Delhi Padişahı Sultan İskender’in oğlu Burhan Bey’i ve Guçerat Sultanının elçisini huzuruna kabul etti. Burhan Bey yalnız babasının namına memleketlerini istilâ eden hümayun Padişahından şikâyet ederek ona karşı Sultan Süleyman’ın askerî yardımını rica etmiştir.  
Halbukî Guçerat Sultanı Bahadur Şahın elçisi hem Humayun’dan, hem Portekizlilerden şikâyet ederek karada ve denizde pek tehlikeli bir duruma düştüklerinden dem vurarak hem Portekizlilere karşı, hem Humayun Padişahına karşı yardım istemiştir. Guçerat sultanı Bahadur Şah’ın elçisi Türkiyeye vâsıl olduğu zamanda Portekizliler Diu limanını ele geçirmiş bulunuyorlardı. 
Sultan Süleyman, Humayun Padişahına karşı değil, sırf Portekizlilere karşı bir sefer tertip etmiştir. Binaenaleyh, sultan İskender’in oğlu Burhan Beye üç yüz akçelik bir yevmiye tahsis etmek suretiyle ona şeref verdi, fakat Humayun Padişah’a karşı tedbirler almaktan imtina etti. Bu keyfiyetten Kanunî Sultan Süleyman’ın noktai nazarı anlaşılıyor: Sultan İskender, Bahadur Şah bir taraftan ve Humayun Padişah diğer taraftan, yeni Hindistan Müslüman hükümdarları arasında meydana gelen ihtilâflara ve harplere karışmak istemedi, çünkü onları Hindistan’ın, Türkleri alâkadar etmiyen, dahilî meselelerinden birisi olarak telâkki etmiştir. 
Portekizlilerin Muzır Faaliyetleri
Halbuki Portekizlilerin muzır faaliyetleri yalnız Hindistan’a değil, Basra Körfezine, Filistin’e, Habeşistan’a ve Arabistan sahillerine şamil olduğunu görerek bunlara karşı İslâmın hâmisi, Halife ve “Hâdim ül harameyn” sıfatıyla tedbir almakla mükellef bulunuyordu. Neticede, “Portekizlileri denizlerden kovmak” İslâmın hâmisinin vazifeleri iktizasında idi. 
Portekizlilerin muzır faaliyetlerinin eserleri tâ otuz sene evvel belirmeğe başladığı cihetle Kanunî Sultan Süleyman, Hindistan’dan Bahadur Şah’ın elçisinin geldiği zaman yeni ve hiç beklemediği bir vaziyet karşısında bulunmuyordu. Hadım Süleyman Paşa’nın Mısır Valisi olduğu zamanda bir donanma inşasına karar vererek ve bu donanmayı Süveyş limanında inşa ettirerek sırf Arap denizinde ve Hint denizinde müstakbel harekâtı düşünmüştür. 
Hindistan’dan elçilerin gelmeleri ve yardım istemeleri üzerine bu evvelce düşünülmüş deniz harekâtını artık kaçınılmaz bir zaruret addederek evvelce Akdeniz ile o zamanda irtibatı olmayan Süveyş limanında inşa ettirdiği donanmanın teçhizine karar vermiş ve bu teçhiz ve Hindistan seferine Hadım Süleyman Paşa’yı memur etmiştir. 
Keresteler Karaman’dan
Senelerce evvel bu donanmanın inşası için lâzım olan keresteler Karaman ormanlarında kesilmiş ve develerin sırtında Nil nehri ve Sina çölünden geçirilerek Süveyşteki deniz tezgâhlarına getirilmiştir. On altıncı asrın şartları, teknik imkânları içinde uzun deve kafilelerinin, Karaman dağlarından kesilmiş keresteleri taşıyarak, Sina çölünden geçmeleri ve Hint ve Arap denizi donanmasına inşa malzemesi getirmeleri, ne muhteşem bir hâdise idi! Tarih kitaplarını karıştırırsak, on altıncı asırda Osmanlı İmparatorluğundan başka böyle maddî bir kudrete malik olan bir devlet bulamayız. 
13 Haziran 1538 tarihinde, Hayreddin Barbaros’un donanması Bahri Sefid (Akdeniz) adalarını ele geçirmek için Akdeniz boğazından çıkarken, Amiral Hadım Süleyman Paşa’nın donanması da Süveyş limanından ayrılarak denize açıldı. Türk bayrağı hem Akdenizde, hem de Arap ve Hint denizlerinde aynı zamanda muzafferane dalgalanıyordu. Bu donanmanın kaç gemiden ibaret olduğu, teçhizatının nelerden ibaret olduğunu ve gemilere bindirilen asker kıtalarının miktarı ne olduğu tam sarahatla bilmiyoruz. 
Hammer’in, Ferdi Efendi’nin Sultan Süleymannamesinden aldığı malumata göre Amiral Hadım Süleyman Paşa’nın donanması yetmişiki yelkenliden mürekkep ve bindirilen asker kuvveti yedi bini Yeniçeri olmak üzere 20 bin kişiden ibaret idi. Donanmanın teçhizatı bilhassa mükemmel idi, o zaman için muazzam toplar gemilere yerleştirilmişti, toplar Hindistan’da henüz görülmeyen büyüklükte idi.
Kuka ve Kat Kaleleri Fethedildi 
Amiral Hadım Süleman Paşa, Diu şehrini himaye eden Kuka ve Kat kalelerini hücum ile zaptettikten sonra Eylül başında hem denizden hem karadan Diu şehri ve kalesini muhasara etmeğe başlamıştır. Diu şehri ve kalesini karaya çıkarılan büyük, bir kantar sıkletinde (50 kiloluk) gülle atan Türk toplarının ateşi altına almıştır. 
Diu şehri ve kalesi Portekizliler tarafından büyük bir kahramanlıkla müdafaa edildiğine hiç şüphe yoktur. Bir Portekiz muharriri, Diu müdafaası hakkında tâ o zaman bir kitap yazmıştır, bu kitabın tasvir ettiği bazı acıklı sahneler, Papa’yı bile ağlatmıştır. Yirmi gün ve yirmi gece süren muhasara esnasında şehir ve kale durmadan Türk topçusu tarafından amansız bir şekilde dövüldükten sonra istihkâmlar harabeye çevrilmeğe başlandı ve nihayet müdafiler bitkinlik alâmetleri göstermeğe başladılar. 
Amiral Hadım Süleyman Paşa, yirmi gün, yirmi gece süren bir muhasaradan sonra ansızın top ateşini kestirdi, bir kısım malzeme birkaç top ve birçok yaralıları bırakarak geceleyin donanmasıyla çekildi. 
Süleyman Paşa on gün sonra 13 Mart 1539 tarihinde Cidde Limanına vardı. Hac için Mekke’ye gitti ve nihayet Kahire tarikiyle İstanbul’a döndü. Hint Seferi neticesiz kaldığı halde Kanunî Sultan Süleyman “seksenlik Arabistan Fatihine şeref vermek için kendisine divanda vezirler arasında yer tahsis eyledi”. 

Kaynak: “Büyük Türk Hindistan Kapılarında, Kanuni Sultan Süleyman Devrinde amiral Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi” – Prof. Dr. Herbert Melzig, İstanbul-1942.

Prof.Dr. Herbert Melzig

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 18