MakalelerTürkistan

İstanbul’un Manevi Fatihleri

Türkistanlı Ubeydullah Ahrar Hazretleri

S

ilsile-i Nakşibendiye’nin 14. halkası büyük velî Ubeydullah Ahrar hazretlerinin torunu Hâce Muhammed Kasım anlatıyor:

“- Ubeydullah Ahrar hazretleri bir gün, öğleden sonra, aniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca binip Semerkand’dan sür’atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi olup takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand’ın dışında bir yerde talebelerine:

“- Siz burada durunuz” dedi.

Sonra atını Abbas Sahrası denilen sahraya doğru hızla sürdü. Mevlânâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet daha onu takip etti. Bu talebesi, gördüklerini şöyle anlattı:

“- Hâce Ubeydullah Ahrar hazretleri ile sahraya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu. “

Ubeydullah Ahrar hazretleri daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sordular.

“- Türk Sultanı Muhammed Han (Fatih Sultan Mehmed Han), kâfirlerle harbediyordu, benden yardım istedi. Ona yardıma gittim. Allahü Teâlanın izniyle gâlib geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.
Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydullah Ahrar hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kasım, babası Hâce Abdülhâdi’nin şöyle anlattığını  nakletmişti:

“-Bilâd-ı Rum’a (Anadolu’ya) gittiğimde, Fatih Sultan Mehmed Han ‘ın oğlu Sultan Bâyezid Han, bana babam Ubeydullah Ahrar’ın şeklini ve şemailini tarif etti ve:

“- O mübarek zâtın beyaz bir atı var mı idi?” diye sordu.

Ben de tarif ettiği bu zâtın, babam Ubeydullah Ahrar olduğunu ve beyaz bir atının olup, bazan ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bâyezid Han, bana şöyle dedi: 
“-Babam Fatih Sultan Mehmed Han bana şunları anlattı”:
 
“- İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir anında, Şeyh Ubeydullah-ı Semerkandî hazretlerinin imdadıma yetişmesini istedim” 
Şeklini ve şemailini tarif ederek:

“- Şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir atın üstünde bir zât hemen yanıma geldi ve Bana”:
“-Korkma!”  buyurdu. 
Ben de:

 “- Nasıl korkmayayım bir türlü kale düşmüyor” dedim.
 
Ben böyle söyleyince:
 Elbisesinin yeninden (kol) bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. 

“- İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vurdur ve orduna hücum emri ver” buyurdu.

 Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı ve İstanbul’un fethi müyesser oldu. 

Kaynak: Hoca Sadeddin Efendi, Tâcü’t Tevârih, I, sh. 437; Nişancızâde Mehmed b. Ahmed Muhammed b. Ramazan, Mir’at-ı Kâinat, İstanbul 1290 I-II, sh. 58-59

Ömer Faruk Yılmaz

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 18