KültürümüzMakaleler

İslamiyet ve Türkler

T

ürklerin Müslümanlığı kabul etmeleri konusunda fikir beyan eden yabancı aydınların söyledikleri:

Alman tarihçi Von Karabacek şöyle der:

“Türklerin İslâm’da ilk tarih sahnesine çıkışları gibi başlangıçta o derece ehemmiyetsiz görünüp de o ka­dar büyük tesirler icra etmiş olan bir tezahür, dünya tarihinde hemen hemen yok gibidir.”

Arap Mütefekkiri Cahiz, Abbasilerin en güçlü za­manında Türklerle ilgili şunları ifade eder:

“Vatan sevgisi, bütün insanlara şamil, beşere has bir histir. Fakat bu his, Türkler’de, başka kavimlerdekinden daha fazladır.”

Bir başka aydın ve kumandan Kuteybe Bin Müslim de:

“Türkler vatanlarına çok bağlıdır, vatanları için çırpınırlar. Hiçbir zaman vatanlarını unutmazlar. Nere­ye giderlerse gitsinler, vatanlarına bağlıdırlar. Türk’ü diğer milletlere üstün kılan amiller, bu hususiyetleridir ve bunu Türkler çok iyi bilirler” der.

Büyük Rus Tarihçisi Barthold şöyle bir tespitte bulunur:

“Türk kavimlerinin bilhassa X. Asırda başlayan fetihleri, onlarda milli bir gurur uyandırdı. Bu gurur XX. Asırda bile Türkler’in işine yaramıştır.”

Rus tarihçi tarihi bir vakayı tespit etti, ancak bizim yerli tarihçiler, aydınlar ve idareciler bu hakikati ısrarla görmemezlikten gelmektedirler.

Türklerin İslâmiyet’le şereflenmeleri diğer milletlerin Müslüman olmaları ile kıyas edilemeyecek kadar farklı­dır ve önemlidir. Bu tespiti yapanlardan biri de, XII. yüzyıl­da yaşamış din adamı ve tarihçi Süryani Mihail’dir.

Mihail: “Türk milleti tek tanrıya inanmakta idi. Arapla­rın da tek Allah’a inanmaları Türklerin İslâm dinini ka­bul etmelerine sebep olmuştur” der.

Din değiştirmenin millet hayatında meydana getirdi­ği değişiklikleri Türk tarihinde açık olarak görebiliriz. Türk­ler, Müslüman olmadan önce gerek Türkistan’da gerekse yayıldıkları diğer ülkelerde Budizm, Manihaizm, Musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdi. Ancak bu din­leri kabul etmeleri küçük guruplar halinde, kısmi olmuştur. Büyük kitle, kendi Gök-Tanrı dinlerine bağlı kalmışlardı. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu dinlerin ortaya koyduğu nizam, onların töre ve yaşayışlarına uymadığı için kısa zamanda milli benliklerini kaybetmişlerdi. 

Göktürk Hakanı Bilge Kağan, veziri Tonyukuk’tan bir Budist mabe­dinin yapılmasını istediği zaman bilge vezirin ona verdiği cevap çok enteresandır:

“Savaşı ve hayvan eti yemeyi yasaklayan ve mis­kinlik telkin eden bu dinin kabulü Türkler için felaket olur.” 

Bu cevap, Türklerdeki yüksek fazilet unsurunu ve dine verdikleri ehemmiyeti bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır. Büyük vezir Tonyukuk’un bu veciz sözlerinin bir kehanet olmadığını tarih göstermektedir. Museviliği kabul eden Ha­zarların, Hıristiyanlığı benimsemiş olan Bulgar ve Macarlar’ın bugün için Türklüklerinden bahsedilemez.

Bunlardan daha önemlisi, İslâm dininin ortaya koyduğu nizam ile Türk töre ve yaşayışı birbirine uyduğu ve birbirini tamamladığı için milli varlıklarını devam ettirmişlerdir.

Bu durum açıkça göstermiştir ki, Türk milleti varlı­ğını İslâm dini sayesinde koruyabilmiştir.
 
Kaynak: Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi 

Ahmet Zeki Sarıhan

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28