MakalelerTürkistan

İslâmiyet ve Türkler

B

üyük Selçuklu hükümdârı Muhammed Alb Arslan’ın “rahmetullahi teâlâ aleyh” [463] hicrî ve [1071] mîlâdî yılında, Malazgirt’te Rum İmparatoru Diyojen idâresindeki iki yüz binden ziyâde orduya karşı, kırk bin kahramân ile kazandığı zaferden sonra, Anadolu’ya gelip yerleşen ve Batı Türkleri diye anılan, biz Oğuz Türklerini, Hıristiyan Avrupalılar, çok kerre, haçlı rûhu ile birleşerek, Anadolu’dan çıkarmak için saldırdıkları hâlde, yirminci asırda [14.cü hicrî asırda], büyük bir Müslümân Türk milleti hâlinde ayakta tutan, yaşatan en büyük kuvvetin, milletin kalbinde bulunan sağlam îmânı olduğunda kimin şüphesi vardır?

Türk Göçleri:
    On birinci asır [Hicrî beşinci asır] içinde, Türklerin üç büyük dalga hâlinde, üç istikâmette yayılma hareketini biliyoruz:

Birinci Göç
    Gaznevî hükümdârları emrinde, Kalaç ve diğer Türk boylarının, Hindistâna olan yayılmalarıdır ki, buralara İslâm dînini ve medeniyyetini de götürdüler. Bugün Hindistan’da yüz milyonu aşan bir Müslüman topluluğunun bulunması, bu istilâ hareketinin bir netîcesidir. Osmanlı donanması 940 [m. 1533] de Hindistân’a gitti. Beş sene sonra Cidde’ye avdet etti.

İkinci Göç
    Oğuz Türklerinin, Îrân’dan geçerek, Malazgirt zaferinden sonra, Bizans elinde bulunan Anadolu’yu fethidir. Oğuzlar da, İslâm dîni ile müşerref olarak gelmiş idi. Bugün, aradan asırlar geçtiği hâlde, ancak Müslüman olarak kalışları sâyesinde, yine Anadolu’da oturuyor ve dünyâ siyâsetine karışıyor.

Üçüncü Göç
    Üçüncü yayılma hareketi, Karadeniz’in şimâlinden, Balkanlara doğru oldu. İçlerinde bir kısım Oğuzlar da bulunan Peçenek ve Koman Türkleri, Balkan yarımadasına yerleşti. Ne yazık ki, bunlar İslâm dîni ile şereflenmeyerek gelmişti. Etrâflarını saran Hıristiyan devletlerin tazyîki ile kısa zamânda kendiliklerini unuttular. An’anelerini kaybettiler. Eridiler, yok oldular. Hindistan’da, Anadolu’da ve başka yerlerde, bugün yaşamakta olan soydaşları gibi olamadılar. Bunlar niçin yaşayamadı? Bunlardan kim ve ne kaldı? Bu, niçin böyle oldu?

    Görülüyor ki, Türk devletlerini ve milletlerini, ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet, îmândır ve İslâm dîninde, çok kuvvetli bulunan adâlet, iyilik ve doğruluk ve fedakârlık kudretidir. Batının inanç, örf ve âdet, moda ve ahlâksızlıklarını taklit etmek medeniyyet değildir. Müslüman milletin bünyesinde tahrîbât yapmaktır.

Patrik Gregoryos’un Mektubu
    Osmanlı devletinde Rus sefîri olarak uzun seneler çalışan İgnatiyef, hâtıralarında, sultân İkinci Mahmûd Hân zamânında, Fener Patrikhânesinin kapısında asılan, 1237 [m. 1821] Rum isyânının baş plânlayıcısı, Patrik Gregoryos’un Rus Çarı Aleksandr’a yazdığı mektûbu açıklamaktadır.

 Mektup ibret vericidir!..
    “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-i mümkindir. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukâvemetli insanlardır. Gâyet mağrûrdurlar ve izzet-i îmân sâhibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rızâ göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden, pâdişâhlarına [devlet adamlarına, kumandanlarına, büyüklerine] olan itâat duygularından gelmektedir.

    Türkler zekîdirler ve kendilerini müsbet yolda sevk-u idâre edecek reîslere sâhib oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gâyet kanâ’atkârdırlar. Onların bütün meziyyetleri, hattâ kahramanlık ve şecâ’at duyguları da an’anelerine olan merbûtiyyetlerinden (bağlılıklarından), ahlâklarının salâbetinden gelmektedir.

    Türklerde evvelâ itâ’at duygusunu kırmak ve ma’nevî râbıtalarını (bağlarını) kesr etmek (parçalamak), dînî metânetlerini (sağlamlığını) zâ’fa uğratmak (zayıflatmak) îcâb eder. Bunun da en kısa yolu, an’anât-i milliyye (millî geleneklerine) ve ma’neviyyelerine uymayan hâricî fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.

    Ma’neviyyâtları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok kudretli kalabalık ve zâhiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddî vâsıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmânlı Devletini tasfiye için mücerred olarak harb meydânlarındaki zaferler kâfî değildir. Hattâ sâdece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyyet ve vekârını tahrîk edeceğinden, hakîkatlerine nüfûz edebileceklerine sebeb olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahrîbi tamamlamaktır.”

    Bu mektup ders kitaplarında ezberletilecek kadar mühimdir. Mektupta ibret alınacak çok şey varsa da, en önemlisi şu iki husustur:

1 — Türklerin ma’neviyyâtının ve dîninin yıkılması için, Türkleri yabancı fikir ve âdetlere alıştırmak.
2 — Türklere hissettirmeden bünyelerindeki tahrîbâtı tamamlamaktır.

 Bu hedeflere ise, Batının inanç, moda, örf ve âdet ve ahlâksızlıklarını, taklit ettirmekle ulaşılır.

M. Sıddık Gümüş

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17