KültürümüzMakaleler

İslâmî Türk Kültürü ve Bugünkü Nesil

E

ski kültürümüzle ilgili neşriyatı  ve şimdiye kadar çıkan eserleri takibedecek olursak, bu işe henüz layıkı ile başlanmadığı açıkça görülür. Oysa harf inkılâbının meydana getirdiği ufuk değişikliği içinde, kültür hayatımızla uğraşanlara düşen en büyük vazife, eski kültürümüzün eserlerini lâtin harfleri ile yenilemek ve onları genç neslin önüne sürmekti.

 Ufku ancak harf inkılâbına kadar uzanabilen bugünkü nesil, İslâmiyetten önceki Türk medeniyeti ve bilhassa İslâmiyet ile geniş bir mecrada çığ gibi büyüyen ve dokuz yüzyıl devam eden İslâmî Türk medeniyeti eserleri ile karşılaşamamakta, onları tanıyamamaktadır. Bu, genç dimağlarda büyük bir boşluk meydana getirmektedir. Kendi kültürüne karşı yabancı kalışın meydana getirdiği boşluk, mazisini inkâr ve batı medeniyetinin gelişi güzel kırıntıları ile dolmaktadır.

 Bir neslin mazisinden beslenebilmesi için, onu tanıması gerekir. Bizde ise en az bilinen şey budur. Herşeyden önce «kökü mazide olan ati» olmak, kültür varlıklarımız ile doğrudan doğruya karşılaşmak, bir tefsircinin netice olarak elde ettiğini başlangıç olarak genç neslin önüne sürmemekle olacaktır. Esas metin olmadan hüküm veya kısa kısa parçalarla neticeye varma bizce ilmî zihniyetin dışındadır.

 Herşeyden evvel bütün kültür tarihimizin hiç olmazsa büyük eserlerini geniş, izahlı şekilleriyle beraber esas metinlerinin baskısı yoluna gidilmelidir. Birbuçuk asırdan beri kendimizi rampa etmeye çalıştığımız Avrupa, bu meselelerini halletmiş ve adaptelerle eski eserlerini yenileme yolunda uzun mesafeler katetmiştir.

Milli ve Dini Kültürümüz Cılız ve Kısır

 Nesilleri, dinî ve millî  kültürümüzün zenginliği içinde yetiştirmekte büyük rol oynayacak olan bu yol, baştarafta da söylediğimiz gibi bizde son derece cılız ve kısırdır. Yapılan bazı parça parça çalışmalar varsa da, bunlar bugünün ilmî anlayışına uymamakla beraber, faydadan uzak, yanlışlarla doludur.

 Kültür meselelerimize ne kadar az ilgi duyduğumuzu göstermek için bazı tarihi ve kültür hayatımıza ait gerçeklerimize bir göz atalım:

 Bütün sosyal kurumları ve idare mekanizması ile, zamanının zirvesine ulaşan, dünya siyaseti güden Kanunî Sultan Süleyman (saltanat devri 1520-1566)’ın devrinde olan şair ve ilim adamlarının sayısı kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre ikiyüzü geçer: Ebussuud, Taşköprü-Zade, Kemal Paşazade gibi büyük fakihlerin yetiştiği bu devirde klâsik edebiyatımızın da en büyük şairleri yetişmiştir: Fuzûlî, Bakî, Hayalî, Yahya Bey, Revânî, Lâmi’î, v.b.

 Fakat bugün, gerek bu büyük fakihlerin ve gerekse bu mümtaz şairlerin hangisinin eserleri faydalanılacak şekilde basılmıştır? Sadece Fuzûlî’nin ve Hayâlî’nin divanı. Bunun yanında Fuzûlî’nin dünya edebiyatında on şaheserden biri olarak kabul edilen «Leylâ ve Mecnûn» adlı Mesnveî’sinin bugün şöhretine lâyık bir baskısı yoktur. Oysa Ruslar, kendileri ile asla ilgili olmayan bu eseri tercüme etmiş ve bale haline getirerek sahneye koymuşlardır.

Bir Seyahat Şaheseri

 Yine, edebiyatımızda ve dünya edebiyatında, türünde erişilmesi güç bir zirve teşkil eden “Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”nin kalın el yazması ciltleri de bugünkü nesil için gerçek yönü ile karanlıktan ibarettir. Bu büyük eser, 1314 de Necib Asım’ın çalışması ve İkdam gazetesi sahibi Ahmet Cevdet’in gayreti ile basılmaya başlanmış, sekizinci cilde kadar olan kısmı Arap alfabesiyle neşredilmiştir.

 On cilt olarak hazırlanan eserin son iki cildi 1935 de Millî Eğitim Bakanlığınca bastırılmıştır. Bu eserin, bilindiği gibi, ilk sekiz cildi Arap harfleri ile olduğundan, bugün için faydalanılması imkânsız durumdadır. Son iki cildi ise, eserin çok küçük bir kısmı olduğundan ve bazı yanlışları ihtiva ettiğinden faydadan uzaktır.

 Bu yayından başka, Reşat Ekrem Koçu, Seyahatname’nin her cildini hülasa ederek bastırmış ise de bu da eserin aslını vermez.

 Kendi millî kültürümüzün büyük bir edebiyat, tarih, coğrafya, sosyoloji ve psikoloji hazinesi olan Seyahatnâme’ye karşı ilgisizliğimize paralel olarak Avrupalılar bu eser üzerinde birçok çalışmalar yapmışlardır. Bilhassa Macar, Rus, Sırp ve Bulgar dillerinde baskıları yapılmış, bu milletler Seyahatnâme’nin kendilerini ilgilendiren bölümlerini süzüp almışlardır.

Diğer Bir Şaheser

 Avrupa ilim çevrelerinde «Hacı Kalfa»  adı ile ün yapan, dünya çapında büyük bir âlim ve edip olan Kâtip Çelebi’nin eserleri de bugün için faydadan uzaktır. Sadece, büyük bir bibliyografya eseri olan Keşfü-z-zünun adlı eseri 1941 ve 1945 yıllarında iki cilt halinde basılmış ise de bugün mevcudu kalmamış olan bu eserin yeniden baskısına gidilmemiştir.

 Bunlara edebiyatımızın mektep kurmuş  zirvelerinin Bakî, Nef’î, Nedim ve Şeyh Galib eserlerinin dahi henüz limî ve faydalanılır şekilde basılmamış olduğunu da eklersek mesele açıkça görülür.

Netice Olarak…

 Bu söylediklerimizden sonra bugün yetişen neslin İslâmî Türk kültürü hakkında varacağı hükümlerin ilmî olma vasfını gözden geçirelim:

 Bir medeniyet hakkında hüküm verebilmek için o medeniyetin yaşanmış vakıalarını tam olarak bilmek, temelini teşkil eden esasları tesbit etmek ve o medeniyet mensuplarının tarihi seyr içinde hayata bakış tarzları ve bunları izah etmek gerekir. Kısaca olaylar, fikrî olgunluk ve san’at, cemiyet hayatı ile beraber ele alınmalı, bir bütün olarak incelenmelidir. Bu incelemenin yapılabilmesi için elde geniş malzeme yığınının faydalanılır bir şekilde bulunması icabeder.

 Oysa bizim asırlar süren göz kamaştırıcı medeniyet mahsûllerimizin henüz yüzde doksan beşinden fazlası bugünün nesli için karanlıktır. Bu nur yığını içine ancak son Osmanlı feyzi ile aydınlanabilenler veya özel ihtisas yapanlar girebilmekte ve alabildikleri kadar ışık ile dönmektedirler. Bu iki zümreden ilki günden güne Hakkın rahmetine kavuşmakta, ikincisi ise gerektiği gibi bir mecrada akıtılmamaktadır.

 Bu durum Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ele alınmalı ve kendilerinden ümit kesilen kuruluşlara bakmadan, eski eserleri Lâtin alfabesine çevirecek ve onları bugünkü nesile tanıtacak bir enstitünün tesisine girişmelidir. Bu yolda yapılacak bir çalışma iledir ki ancak büyük medeniyetimiz araya bir kesinti girmeksizin bugüne kadar takip edilecek bir hale gelecektir.

 Yoksa bugünkü ve gelecek nesillerimizin içinde İslâmî Türk kültürü ve medeniyeti hakkında dolmayacak bir boşluk olacak ve bu boşluk batı kültürünün sapık teferruatı (asla fikrî yönü ile değil) nın at koşturduğu yer olarak kalacaktır.

Prof.Dr.Necati Birinci

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17