Kafkasya - KırımMakaleler

II. Dünya Savaşında Kırım’ın Almanlar Tarafından İşgali

İ

kinci Dünya Savaşı sırasında 30 Eylül-30 Kasım arasında ilk defa Prekop’da görünen General Manstein komutasındaki Alman ve Rumen birlikleri, Sivastopol dışında bütün yarımadayı işgâl etti. Naziler yalnızca Odesa ve Sivastopol’de ciddi bir direnişle karşılaştılar (Bu yüzden, sözü edilen iki şehir sonradan Sovyetler birliği Kahden, sözü edilen iki şehir sonradan Sovyetler birliği Kahraman şehirleri olarak ödüllendirilmiştir). Aralık ayı sonunda Sovyetler Kerch ve Feodosia’ya yeni birlikler çıkarmayı başardılar. Şiddetli bir dizi muharebeden sonra, 1942 Temmuz’unda Sivastopol Almanlar’ın eline geçti. Bu muharebelerde her iki taraf da ağır kayıplar verdiler.

1941 Eylül ayı ile Aralık ayında Kırım tarihi bakımından önemli iki olay vukubuldu. Olaylardan birincisi, Kırım şehirlerinde mahalli halk tarafından Alman ordusunun sevinçle karşılanması ve “kurtarıcılar” olarak görülmesidir. Fakat bu pek şaşırtıcı değildi. Çünkü Kırım Türkleri arasında, 1930’larda Sovyetler Birliği’ne bağlı olarak yaşamaktansa, herhangi bir devlete bağlı olarak yaşamak tercih edilen bir tutumdu. Savaş başlamadan önce Kırım’daki Türk yönetimi çeşitli temizlik hareketlerine hedef olmuş ve yıkılmıştı. 
1941 yılında, Kırım’daki Türk yöneticiler ya ölmüşler veya Batı Sibirya’daki çalışma kamplarındaydılar. Kırım Türkleri’nin Sovyetler Birliği’ne bağlı olarak kurdukları yönetim, Stalin’in milli bir komünizm, başka bir deyişle Slav ırkına dayalı bir komünizm kurma yönündeki faaliyetleri sonucu yıkılmıştı.. Bu sebeple, Almanlar topraklarına girdiğin de, Kırım Türkleri, nefret ettikleri Sovyet yönetiminin ortadan kaldırılmasına seviniyorlardı.
İkinci olay Kırım Türkleri’nin bazı liderleriyle ilgiliydi. Bu liderlerin arasında Cafer Seydahmet, Edigel Kırımal ve Necip Ülküsal gibi isimler vardı. Ülküsal on yıldır, Romanya’daki Kırım Türkleri’nin yayın organı “Emel”in editörüydü. Cafer Seydahmet ve Almanya’nın Ankara’daki Büyükçelisi Von Papen arasındaki görüşmeler, Ülküsal ve Kırımal’ın, Nazilerin Kırım ve Sovyet Birliği’ndeki Türkler üzerindeki siyasetinin belirlemesinde yardımcı olmaları için Almanya’ya davet edilmelerini sağladı. 1941 Kasım ayının sonunda bu iki lider Berlin’e gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldılar. Almanya’da Kırım Türkleri’nin temsilcileri olarak bulunacaklar ve Kırım Türkleri davasında lobi faaliyetleri yapacaklardı. Yapacakları işler arasında, savaşın ilk aylarında Almanya tarafından ele geçirilen Sovyet birlikleri içinde bulunan Türk mahkûmların Kırım’a dönmelerini sağlamak gibi bir vazifeleri de vardı.
Kırım’daki Alman Yönetimi
Almanlar, Kırım yarımadasında yönetimi mahalli gruplarda paylaşmak niyetinde değillerdi. Kırım’daki Alman idaresi üç bölüme ayrılmıştı. Bu bölümlerden her biri, birbirinden bağımsızdı. Birincisi Alman askeri komutanlığıydı. Görevi Kırım’da asayişi korumak ve Sovyetler’in o bölgede yeniden palazlanmalarını önlemekti. General Manstein, Kırım’ı minimum miktarda Alman’la yönetebilmek maksadıyla, Türklerle samimi bir işbirliği kurma yoluna başvurdu. Ruslara karşı savunma birlikleri kurmak için Türkleri teşvik etti. Maksat, Sovyet partizanlarına karşı direnmek ve mahalli karışıklıkları önlemekti.
Manstein, siyasi problemlerle ilgilenmiyordu. Ancak Manstein, Kırım Türkleri’nin aktif desteğini kazanmak yolunda pek başarılı olamadı. Kırım Türkleri’nden ve Almanlar’dan kalan belgelere göre, Manstein 15-20 bin kadar Kırım Türkü’nü savunma birlikleri kurma yolunda ikna edebilmiştir. Bu savunma birlikleri Almanlar tarafından silahlandırılıyor ve dağlık bölgelere partizan avına gönderiliyordu. Fakat, bu tür birlikler kuranlar yalnızca Kırım Türkleri değildi. Volga tatarları 35-40 bin gönüllüyle, Kafkasya’daki diğer unsurlar 110 bin gönüllüyle, Kalmuklar 5 bin gönüllüyle Ruslara karşı birlikler meydana getirmişlerdi. 
Meselenin garip yanı Kırım Türkleri ile Kalmuk’ların durumuydu. Bunlar, en az sayıda insanla, Almanlarla işbirliği yapan gruplardı. Buna rağmen savaştan sonra cezalandırılanlar, Volga tatarları değil yine onlar oldular. İlaveten, Sovyetler Birliği’ndeki Slav toplulukların Nazilerle daha büyük çapta işbirliğine girdikleri de bir gerçektir.
Alman yönetiminin Kırım’daki ikinci şubesi, politik işlerle uğraşıyordu ve Ukrayna Komiseri Erich Koch’a bağlıydı. Koch’un Kırım’daki temsilcisi ise Alfred Fraunfeld’di. Dallin, Fraunfeld’in fanatik ve dar kafalı bir Nazi olduğunu ve daha çok Kırım kültürünün gotik kaynakları ile ilgilendiğini söylemektedir. 
Alman yönetiminin üçüncü şubesi Alman SS örgütüne bağlı polis örgütüydü. Berlin’e bağlıydı. Görevi Kırım’dan Türk nüfusu tasfiye etmekti. Berlin’deki baş sorumlu Ohlendorf Kırım’daki kütüphanelerin müsadere edilmesini emretti ve Kırım Alman komiserliği, Kırım’daki bütün tarihi sanat değerlerini Almanya’ya taşıdı.
Türk İdare Birimleri
Bugüne kadar çok hatalı bir şekilde Kırım Türkleri’nin, Alman yönetimi sırasında imtiyazlı millet oldukları ileri sürülmüştür. Fakat belgeler bu iddianın tam tersi bir duruma işaret etmektedirler. Savaş sırasında Almanların Kırım Türkleri’ne gösterdikleri tolerans demokrasi prensiplerinden yola çıkılarak geliştirilmiş bir tutum değil, pratik çıkarlara dayalı olarak geliştirilmiş bir tutumdu. 
1941 Kasım’ında Alman yönetim, Kırım Türkleri’ne çeşitli şehirlerde Müslüman Komiteler kurma hakkını tanıdı. Bu göstermelik bir durumdu, çünkü söz konusu komitelere hiçbir siyâsî yetkili verilmemişti. Onlar kültürel ve dinî işlerle uğraşmak zorundaydılar. 
1942 Mayıs’ında Fraunfeld, Kırımal’dan, Kırım türkleri’nin çıkarlarının temsilcisi olarak Alman makamlarını tanıdığını ilân etmesini istedi. Böylece Kırımal’ın yetkileri de ekonomik ve kültürel işlerle sınırlandırılmış oluyordu. Mühlen’in belirttiği gibi bütün siyasi yetkiler Alman makamlarının elinde toplanmıştı.
Müslüman komiteler büyük nisbette, 1941’de sürgünden dönmüş bulunan aydınlardan oluşuyordu. Onlar, milli Fırka partisinin liderleriydiler. Aralarında 1942 ortalarında Simferopol Müslüman Komitesi’ne başkan seçilen Ahmet Ozanbaşlı da vardı. O, Alman işgâl rejiminin önde gelen muhaliflerinden biriydi ve Kırım Türkleri arasındaki seçkin yerini Kırım Türkleri’nin millî haklarını sağlamak gayesiyle kullanıyordu. Ozanbaşlı, Sovyet yer altı örgütleriyle Simferopol’de ilişkiler kurmuş ve onlara politik-stratejik bilgiler sızdırmıştı.
Tarihi belgeler, Almanlarca Kırım Türklerine tanınan kendi kaderini tayin hakkının, bir göz boyama olduğunda birleşmektedirler. İşgâl sırasında Simferopol belediye Başkanı Kamenski adlı bir Rus’tu. Simferopol Eğitim Müdürü Granowski de öyleydi. Simferopol polis şefi Fedov Alman makamlarınca maaş verilen bir Rus görevliydi. Bir Sovyet partizanı hatıralarında, Kırım’daki Alman savunma birlikleri arasında Kırım Türkleri kadar Slavların da yeraldıklarını ve reislerine Demir Haç nişanı verildiğini yazmaktadır. Bunlardan biri de lablonski idi. Mesleği traktör şoförlüğü olan lablonski, Kızıl Ordudan firar etmiş bir asker kaçağıydı. Kırım’daki Alman yönetiminde yer alan biricik Türk ise Tohtoroğlu adlı bir Türk’tü ve kültür bakanı görevindeydi. Müslüman komiteleri Kırım çapında bir otoriteye sahip değildiler ve hiçbir şekilde işgâl rejimiyle işbirliği yapmadılar. Eğer belgelere bağlı kalmak gerekiyorsa işbirlikçiler Slavlardı.
Kırım Türkleri’nin Alman’lardan hiçbir çıkarları yoktu. Onlara kendi müftülerini seçme yetkisi bile tanınmamıştı. Oysa ortodokslar kendi piskoposlarını seçme yetkisine sahiptiler. Resmi yazışma dili Rusça ve Almancaydı. Cadde ve sokak isimleri bile Almanca ve Rusça’dan seçiliyordu. Resmi radyo Rusça ve Almanca yayın yapıyor, yalnızca Cuma günleri yapılan dinî yayınlarda Türkçe kullanılıyordu. 
Kırım Türkleri’ne yalnızca iki konuda izin verildi. Birinci Simferopol’deki Kırım milli Tiyatro’sunun yeniden açılmasıydı. İkincisi ise Almanlar’ın Kırım’daki, Azat Kırım adlı gazetenin yeniden faaliyete geçmesine izin vermeleriydi. İlaveten Simferopol’de bir üniversite açılmasına müsaade edilmiş, başkanlığına da Ahmet Ozanbaşlı tayin edilmişti, ancak bu üniversite hiçbir zaman açılamadı.
Almanlar işgâl yönetimi sırasında çok sayıda Kırım Türkü’nü işçi kamplarında çeşitli endüstri projelerinde çalıştırmak üzere Almanya’ya gönderdiler. Sovyet tarihçileri bu Türkler’i gönüllüler olarak tanımlarken, Alman belgeleri bunların gönüllü olmadıklarını söylemektedir. Savaşın ilk aylarında Almanlar tarafından ele geçirilen onbinlerce Sovyet askeri arasında savaş süresince Almanya’da tutulan 500 kadar mahkûm Türk vardı. Kırımal’ın, Berlin’de bu Türklerin Kırım’a dönmelerini sağlamak için yaptığı çabalar bir sonuç vermedi ve bu Kırımlılar ancak savaştan sonra ülkelerine dönebildiler. Bunlar, savaşın sonuna doğru General Vlasov’un birliklerinde görevlendirilmişlerdi ama sayıları çok azdı. 
Kaynak: Alan W. Fisher-Crimean Tatars (Tercüme:Hüsamettin Aslan).

Alan W. Fisher

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17