Kültür

Hindistan’da Türk Hâkimiyeti ve İdaresi

* Prof.Dr. Azmi Özcan

 

Hindistan, 1206’dan 1857’ye kadar 650 sene bizzat Türkler tarafından yönetilen sayıları yirmiyi aşan Türk-İslam devletinin kurulduğu, bu devletlerin kimilerinin yüz yıl, üç yüz yıl hüküm sürdükleri muazzam, kocaman bir ülke. Bu devletlerin bir kısmında yakın zamana kadar resmi dil Türkçe idi.

Türk-Hindistan tarihçiliği yakın zamana kadar çok ihmal edilmiş. Prof. Dr. Yusuf Hikmet Bayur’dan sonra Hindistan tarihi üzerine genel anlamda Türkiye’de çalışma yapan pek olmamış, olanlar da belli konularla sınırlı kalmış. Prof. Dr. Yusuf Hikmet Bayur’un Hindistan Tarihi de, genellikle yaşanan dönemin geleneklerine bağlı olarak, Batı literatürlerine dayalı yazılmış bir kitap.

İngilizler Hindistan’a hakim olduktan sonra oradaki Türk devletlerine Moğol devletleri demişlerdir. Bunun tarihi alt yapısı da vardır. Nasıl ki Avrupa’da kuzeyden gelen bütün göçlere Barbar diyorlarsa Hindistan’da da aynı şeyi söylemişler ve o günden günümüze böyle gelmiş.

Hindistan’ın bizim için önemine ve tarihteki bağlantılarımıza dair bazı rakamlar vermek istiyorum. Hindistan’daki arşivlerde bulunan belgelerin Türk tarihçileri tarafından bu güne kadar kullanılamamış olmasının bende uyandırdığı hüznü de ifade etmek istiyorum.

Hindistan yarımadasında ilk kurulan Türk devleti 1206 yılında Bengal bölgesinde kurulmuş. Ondan sonra Delhi Sultanlığı kurulmuş. Bu devletleri ilk kuran Türkler kimler biliyor musunuz? Hint yöneticileri o zamanlar kendi hakimiyetleri altında bulunan bölgelerde, o bölgenin bilgi ve teknolojisine daha çok hakim olan Türkleri asker ve komutan olarak istihdam etmişler. Asker ve komutan olarak istihdam eden o Türkler, zamanla Hindistan üzerinde bulunan racalıkları, sultanlıkları etkileri ve hakimiyetleri altında almışlar.

1206’da bu yarımadada kurulan ve 1857’ye kadar yarımadayı hakimiyetleri altında bulunduran Türk devletlerinin, yarımadaya kattıkları pek çok değer var. Şimdilerde dünyada moda haline gelen ve adına “Çoğulculuk” denen değişik kimliklerin ve farklı değerlerin kavga etmeden bir arada yaşadıkları modeli, iftiharla belirtmek gerekir ki o zamanlar bu yarımadada Türkler gerçekleştirmiş. Şimdilerde ise üzülerek belirtmek isterim ki; ayın dili konuştuğumuz, aynı değerleri paylaştığımız yarımadada kan var, gözyaşı var, değişik etnik grupların mücadeleleri var.

Zaten o dönemden günümüze kadar Türklüğün en önemli özelliklerinden birisi, hakim oldukları topraklarda yaşayan insanlara verdiği “Bana tâbi ol, kamu düzenini bozucu faaliyetlerde bulunma, buna mukabil, devlet olarak senin mal, can ve inanç hürriyetine kefil olacağım” güvencesidir.

Modern dünyanın günümüzde ulaşmaya çalıştığı fakat bir türlü ulaşamadığı seviyeye o zamanlar Türkler Hindistan yarımadasında ulaşmışlar. Hindistan’da yüzlerce ayrı dil var, farklı inançlar var. Türkler bu yüzlerce farklı dilin konuşulduğu, farklı inançlara, farklı etnik veya kültürel kökenlere mensup insanların yaşadığı coğrafyada bir bakıma altı yüz elli sene hüküm sürüyorlar.

Hintliler bu altı yüz elli senelik tarihlerine, Türklerin tarihi olarak bakmıyorlar, bizim tarihimiz diyorlar. Türkler geldi, bize hakim oldu, bizi sömürdüler demiyorlar. Türk tarihi bizim tarihimizdir diyorlar. Böyle bir iftihar vesilesi başka milletlerin tarihinde olsa, bunun takdimi farklı olurdu.

Türkler Türkistan’dan hakim unsur olarak gelmişler, Hindistan yarımadasında komutan ve asker olarak yani hakim unsur olarak görev yapmışlar. Nasıl ki alt kültür gurubu üst kültür gurubu bunu taklide çalışırsa, Hint yarımadasında bulunan yerliler de, Türklerin dilini öğrenmeye, konuşmaya başlamışlar. Böylece Urduca adıyla bilinen ortak bir dil oluşmuş.

Bu dil Orduca’dır. Yani Ordu mensuplarının, Türklerin konuştuğu dildir. Bu bakımdan, Hintlilerle anlaşabilmeniz kolaydır. Çünkü Urduca’da şu anda kullanılan birkaç bin Türkçe kelime var. Sadece telaffuz ve şiveleri biraz farklı. Onun için Hindistan ile geçmişte yaşanan altı yüz elli yıllık tarihe bakarak, günümüz tarihine kayıp tarih diyorum.
* * *

Bu metin, kıymetli Türkistan Birliği okuyucuları için şâyân-ı tavsiye telakki edildiğinden Türk Alemiyiz websayfasından iktibas edilerek nazar-ı dikkatinize takdim edilmiştir. Muhtevası ve paylaştığı fikirler tamamen yazarına aittir.
 

 

İlgili Gönderiler

1 / 2