MakalelerMedeniyetimiz

Gerçek Bir Dava Adamı: Osman Yüksel Serdengeçti

O

sman  (Zeki) Yüksel,
1917 yılında Antalya’nın Akseki kazasında dünyaya geldi. Babası, Müftü Ahmet
Salim Efendi, annesi Emine Hanım’dır. Osman Yüksel, ilköğreniminden sonra,
Ankara Gazi Lisesi’nde okudu. Arkasından, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih
—Coğrafya Felsefe Bölümü’ne kaydoldu.

Osman Yüksel’in aileden gelen sağlam kültürü, mânevi
değerlere bağlılığı, onun üniversitede tek partili devrin keyfiliğine başkaldırmasına
zemin hazırladı. Bunun neticesi olarak da, hareketli bir öğrencilik dönemi
başladı: Osman Yüksel, başta Türkocağı olmak üzere devrin milliyetçi
kuruluşlarında aktif rol aldı. Nihâyet, , fakültenin son sınıfına geldiği bir
sırada, «Bir fakültenin içyüzü»
başlıklı yazısı, önceki davranışlarıyla bardağı taşıran son damla olacak ki,
fakültenin son sınıfından tardedildi.

Osman Yüksel, dönemin sıkı takibatına rağmen, diliyle ve
gönlüyle kendisini adadığı inançları doğrultusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadı.
Nisan 1946’da, Serdengeçti dergisini çıkardı. Böylece, Necip fazıl’ın Büyük
Doğu ile başlattığı mücadele, “Serdengeçti
ile güç kazandı. Ne var ki, Osman Yüksel’in aceleci mizacına, heyecanlı çıkışlarına
rağmen, yazmadaki ihmali, bu dergiyi sürekli kılamadı. Dergi, 1948’de 4.
sayıya, 1951′ de 13. sayıya, 1957’de 23. sayıya ulaşabildi. 1960’lı yıllara
girdiğimizde dergi son 33. sayısını çıkarmış ve kapanmıştı. Bu arada, “Bağrıyanık” adında bir mizah dergisi
teşebbüsü olmuşsa da, bu dergi de ilk sayısını takiben toplatılıp kapatıldığı
için devam etmemiştir.

Osman Yüksel Serdengeçti, süreli yayında belli bir istikrara
ulaşamamakla beraber, neşrettiği, “Bir
Nesli Nasıl Mahvettiler”, “Mabedsiz Şehir”, “Bu Millet Neden Ağlar ve Gülünç
Hakikatler”
adlı kitaplarıyla, döneminin genç aydınına çok şeyler
vermiştir. Milli ve İslami düşüncenin şuurlanma dönemi kabul edebileceğimiz
1950 öncesinde, onun Necip Fazıl’la el ele yürüttüğü, ancak farklı yapılarda
ortaya koydukları, ama hedefte birleşen mücadeleleri, bugün her ikisinin de
arkasında inanmış bir toplumun oluşmasına zemin hazırladı. Birisi politikanın,
öbürü kültür ve sanatın başkentinde. ikisi de aynı doğru için korkunç bir
mücadelenin içinde!..

Gördükleri baskıdaki benzerliklere rağmen, Necip Fazıl
yalnızca kalem ve yayın plâtformunda kalıyor, öbürüsü ise, politik arenaya
çıkmaya niyetleniyor. Sonunda bunu da başarıyor: 1954’de bağımsız milletvekili
adaylığından arzuladığını bulamamış olsa da, 11 yıl sonra 1964’te Parlementoda’dır.
Üstelik 1950 öncesinin, hatta 1940 yıllarının duygu ve heyecanıyla, o
dönemlerin keskin tavrıyla. Çağın mantığına adeta isyan edercesine, kıravat
takmadan Meclis’e girmiş ve kıravat takmadan o Meclis’ten ayrılmıştır.

Serdengeçti Serde
Kaldı

Osman Yüksel, arayışlar içerisindeki çağımızda, mücadele
metodlarını kendince koyan bir insandı. Onun metodları temelde, imana, milli
şuura nefes almayı sağlamak için hiddete, espriye ve heyecana dayanıyordu. «Tanrıdağı kadar Türk, Hira dağı kadar
Müslümanız»
sloganı ona aittir. Hareketlerinin muharrik gücü de buydu:
Kendince bir senteze yarma gayreti, bütün ömrünü dolduran tek meselesi olmuştu.
Gerek çıkardığı dergide, gerek kitaplarında hep bu düşünceyi savundu. Birini diğerine
feda etmeden bu terkip için koşturdu. Hayatı nimetiyle sevmemiş, onun daha çok
külfetine talip olmuştur. Peşin hükümle hareket etmemiş, ancak politikanın mili
haysiyetimizi zedelemesine karşı da tavizsiz olma gereğini gözardı etmemiştir.

Çevresinin mihneti ve acıları, kader arkadaşıdır: Sevdiklerine
şefkatle kucak açarken, düşmanlarına karşı da korkusuz ve sertti. Yürüttüğü
mücadelede hep zora talip olmuştur. Kendi boyutlarını aşan yükün altına girişi
yüzünden, Serdengeçti’yi sürekli çıkaramamıştır. Çabasındaki hasbiliği, onun,
zaman zaman farklı ekipler içerisinde görünmesine yolaçmış; bugün herkesin
sevdiği insan olmasına sebep olmuştur. Ben onu, alperenlere benzetirim. Bilmem
yanılıyor muyum? Çağımızın sarsıntılarına, bunalımlarına rağmen, kendi olarak
kalabilen çok az insandan birisi oluşu, her türlü mihnete, milletimizin iyi bir
istikbale ulaşabilmesi için katlanışı onun «alp»
liğini, İslam için çırpınışı, günümüzün küfre açılan kapılarını
kapayabilmek için her türlü fedakarlığa evvela nefsinden başlaması, «erenler»e benzerliğini ortaya koymaz
mı?

Bir avuç insanın bütün insanlığı köleleştirmek için
birbiriyle kıyasıya vuruştuğu günümüzde, onun insanı eşya olmaktan kurtarma
çabası, elbette teferruat medeniyeti içerisinde boğulup gitmiştir. O, bunun
farkında olduğu için, insana kendisini hatırlatmaya çalışmış, yönetenle
yönetilen arasındaki mesafeleri ve hesapları ortaya koymak istemiştir.

Şahsi çıkarların nasıl milli hesap kılıfı altında cemiyetin
onayından geçirilmeye çalışıldığına ilk dikkati çekenlerdendir. “Bu Millet Neden Ağlar” adlı kitabında hep
bu meseleler işlenmiştir. “Mabetsiz Şehir”de
de sergilenen bundan farklı şeyler değildir. Kısır iç çekişmelerden doğan büyük
yaraların yarınımızı nasıl bir veba gibi kemireceğini gösterirken, insanımızın
yanlış bir kadercilik ve tevekkül anlayışından kurtulup kendi meselesinin
üzerine gitmesini istemektedir.

Kendisi bayraktardır. Kumandanlığı kim istiyorsa ona
bırakacaktır. Yeter ki, bu bayrak yere düşmesin, bu ezan susmasın… Osman
Yüksel, “Bir Nesli Nasıl Mahfettiler”de
özellikle gençliğin kıyımı ve kıyamını anlatır. Batı tipi insan yetiştirme
uğruna Tercüme Odalarından başlayıp parti genel merkezlerine kadar taşınan
materyalist zihniyetin çıkmazlarına işaret ederken yalnız değildir.

Ama yine de o, nevi şahsına münhasır bir çelebilikle bu
meselelere eğilmektedir. Dâvâ arkadaşlarıyla iç, kontağı devam ederken, yayınlarında
hisse hitabı tercih etmektedir. Bu noktada, “Gülünç Hakikatler” bizi güldürürken düşündüren, ayni zamanda kendi
problemlerimize çare aramamız zarûretini de önümüze getiren son eseridir.

10 Kasım 1983 günü Hakkın rahmetine kavuştuğu zaman,
arkasında kendisini seven bir inanmışlar ordusu bırakmıştır. Kendi neslinin
acılarını yüreğine gömerek yaşayan, hayata espri ve kahkaha dağıtan bu gönül
adamı için gelecek nesiller elbette daha iyi şeyler söyleyecektir. Ruhu şâd
olsun…

Muhsin İlyas Subaşı

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 242