KültürümüzMakaleler

Buhara-Bursa’dan Bosna’ya Gönül Köprüsü Kuranlar

Seyyid Ahmed Buhari

B

uhara’dan başlayan Bursa’dan geçerek Bosna’ya ulaşan tarihî “köprü” nün kültürümüz açısından önemli özellikleri vardır. Bugünkü Özbekistan’ın sınırları içinde kalan Buhara gibi, Bursa ve Bosna da Türk-İslâm dünyasının ilim, fikir ve sanat alanlarında büyük şahsiyetlerin yetişmesine zemin teşkil etmiş “mübarek” beldelerinden sadece üç tanesidir.

Buhara’da yaşayan ve orada 1389 yılında vefat eden Bahaddin Nakşibend’e nisbet edilen Nakşibendîlik ise bu kültür coğrafyasında gelişip serpilen mistik/derûnî/tasavvufî yolların en meşhurlarından biridir. Türkistan’dan dünyanın dört bir tarafına yayılan bu anlama ve yaşama tarzının “demir attığı” limanlardan biri de Bursa’dır.

Nakşibendîliğin Osmanlı dünyasındaki ilk büyük temsilcisi Simavlı Abdullah İlâhî’dir. Buhara-Semerkant-Taşkent bölgesinde Ubeydullah Ahrar’ın yanında tasavvufî terbiyesini tamamlayan Abdullah İlâhî memleketine dönmüş, daha sonra İstanbul üzerinden Balkanlar’a geçmiş, Vardar Yenicesi’nde dergâhını kurarak hizmet vermiş ve 1490’da orada vefat etmiştir.

Abdullah Simavî Türkistan’dan ülkesine dönerken Ahmed Buharî’yi de yanına almış, onu yetiştirmiş, daha sonra İstanbul’a göndermiştir. Fatih’de Emir Buharî tekkesinde irşada devam ederken 1516’da vefat etmiştir. İşte Türk edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biri olan Lâmiî Çelebi’nin mürşidi bu zâttır. Arapça, Farsça ve Türkçe’ye hâkim olan Lâmiî Çelebi nazım ve nesir elli kadar esere imza atmış, sûfî biyografilerini konu alan “Nefehâtü’l-Üns” ve “Şevâhid’ün Nübüvve” isimli tasavvuf eserlerini Farsça’dan Türkçe’ye çevirmiş bir Nakşî dervişidir.

Hisar’da Satı caddesiyle Bedizci Sokağı’nın kesiştiği köşede bulunan nakkaş Ali Zaviyesi ise onun feyz alış-verişinde bulunduğu önemli yerlerden biridir. Bilindiği gibi Nakkaş Ali, Yeşil Câmii’nin muhteşem nakışlarının ustası olup, Lâmiî’nin dedesidir.

Muhammed Murad (Münzevi) Buhari

Bahsetmek istediğimiz ikinci dergâh için tekrar Türkistan’a gitmek ve oradan bu bölgeye doğru yürümeye başlamak gerekmektedir. Abdullah İlâhî’nin mürşidi Ubeydullah Ahrar XV. Yüzyılın en önemli şahsiyetlerinden biridir. Onun yanında yetişen gönül adamları Güney Asya adını alan bugünkü Hindistan-Pakistan bölgesine de ulaşmışlardır.

Bu bölgede yetişen en meşhur sûfîlerden biri Mektûbat isimli eseriyle tanınan İmam Rabbânî’dir. Rabbânî’nin müceddid -yenileyen- lakabından ötürü Nakşibendiye’nin Müceddidiye kolu olmuştur. Bu kolu İstanbul ve Bursa’ya ulaştıran şahıs da yine Buharalı bir Türk’tür: Muhammed Murad Buharî.

Çocukluk döneminde geçirdiği felç sebebiyle “yürüme engelli” olan Buharî Hindistan’da İmam Rabbânî’nin oğlu Muhammed masum’un yanında gönül ve ahlâk terbiyesini tamamladıktan sonra ömrünü Mekke-Medine/Şam/Bursa/İstanbul şehirlerinde yaşayarak tamamlamıştır.

Buharalı Murad Efendi ömrünün altı yılını Bursa’da geçirmiştir. Bu esnada tasavvufî sohbetlerine devam etmiştir. İşin enteresan tarafı şudur: Buharî’nin, Temenna Mahallesi-Menteş bahçesinde yaptığı tasavvufî sohbetler dostlarından Hüseyin Ladikî tarafından kaleme alınmış ve “Menâkıb ve Takrîrât-ı Muhammed Murad-ı Buharî” adıyla bize intikal etmiştir. Yıl: 1714. Arapça ve Türkçe başka eserleri de vardır.

Prof. Dr. Mustafa Kara

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28