MakalelerTürkistan

Bir Avrupalı Gözüyle Semerkand (1890)

resim

Registan
Registan’ı günün ilk saatlerinde gördüm. Yıldızların yok olmaya yüz tuttuğu güneşin doğmak üzere olduğu ve gökyüzünün altınımsı sarımsı bir renge bürünmekteyken bir anda Registan’ın muhteşem kubbeleri ve minareleri gözlerimi aldı benden.
 
Burası diğer yerlere göre çok hareketliydi. Her tarafta yerli halk kalabalıkları vardı. Ama gece yarısı öyle değildi. Gecenin karanlığında burada heyecan verici bir sessiz görüntü vardı. Bana göre eğer Semerkant’ı ziyaret edip unutulmaz görüntüler ve hatıralar beyninize kazımak istiyorsanız buraya gelmelisiniz. Hem de gece yarısı ve uzun bir süre kalmak üzere! 

Bence dünyada burası kadar ay ışığında fantastik bir görüntü veren başka bir yer yoktur. Burası gecenin sessizliğinde ve karanlığında o kadar hafif ve buğulu bir görüntüye sahip ki, bakıldığında bu eserin insan elinden mi yoksa periler tarafından mı yapıldığı konusunda şüphe duyuluyor! Güneye bakacak şekilde üç muhteşem görüntüye sahi medrese var burada. 

Kuzeye bakanın ismi “Tilla-Kari” güneye ye bakanın ismi “Şirdor” ve Doğuya bakanınki “Uluğbey”. Timur sonrası dönemlere ait olmasına rağmen her üçü de Isfahan sitili cami tarzında inşa edilmiş. Semerkant’ın en üst medeniyet seviyesinde olduğu dönemlerde inşa edilen yapılar bunlar ve muhteşemlik konusunda hiç de mütevazı değiller. 

Karşıdan ilk incelediğimde hemen Uluğbey ve Şirdor medreselerinin karşı karşıya durduğunu ve birbirlerine çok benzediğini fark ettim. Tilla-Kari ise mimari bakımdan diğerlerine göre daha kısa ve daha az göz alıcı duruyordu diğer iki komşusuna nazaran.  Ama her üçü de karşıdan bakıldığında birbiri ile bağlantısız ve anıtsal bir duruşa sahipti. Fakat Registan’ın merkezinde yer alan bu yapılar diktörtgen ve devasa boyutlarda bir alanı kaplıyor ve hayal edilemeyecek kadar göz alıcı görünüyordu. 

Çünkü bu durumu şöyle değerlendirmek gerekiyor. Yüzyıllar önce mükemmel bir şekilde inşa edilmesine ve günümüzde o günkü dış yüzeyinin güzelliğinden çok şey kaybetmesine rağmen, dünyada acaba kaç tane bu şekilde hala güneş ışığında bir zırh gibi parıldayabilen ve dış yüzeyindeki binlerce değerli taşlarını koruyabilen yapı grubu vardır. 

Her üç medresenin de çok büyük ve çarpıcı giriş kapıları vardı. Bir bakıma bu kapılar muzaffer orduların giriş kemerleri gibiydi. Devasa bir top mermisinin tepesi gibi görünüyor ve gücünü gösterecek şekilde cüretkâr duruyorlardı. Kale burçları gibi tek parça ve sarsılmaz bir görüntüye sahipti. 

Burası bir minareler ülkesiydi. Ama buradakiler dev yapılarla bir tezatlık oluşturacak şekilde ince ve güneşli gökyüzünü delecek gibi yükselen biçimdeydiler. Öylesine ince, dik ve yüksektiler ki, bakıldığında sağlamlığı konusunda insan korkuya kapılıyordu. Çünkü bu görüntü oldukça dikkat çekiciydi. Genellikle Semerkant’ta zaman içinde meydana gelen depremlerden dolayı eğik olmayan minare yok gibiydi. Burada da bir tür göz yanılsaması yaşamaktaydık. 

Eğik gibi ama eğik değil sanki. O zaman aklıma şu soru geldi. Acaba buradaki mimarlar depremlerden eğilebilecek fakat yıkılmayacak minareler inşa etmek için bir teknik mi geliştirmişlerdi? Daha yakından bakınca buradaki minarelerin tabanlarının üçgemsi olduğunu görüyordum. Ayrıca minareler büyük ve güçlü kapılardan destek alıyorlardı. Bu kapıların bu şekilde üçgene yakın, tek parça, geniş ve yüksek yapılmasının sebebi de yerde daha fazla destek alarak binaları ve minareleri koruma gücünün arttırılma düşüncesiydi. Kapıların tepe noktalarında minarenin desteği sona erdiği noktadan sonra da geriye kalan minare boyu desteksiz uzun bir süre ayakta kalabilecek kadar az yüksekliğe sahipti. 

Bu sebeple de minareler eğilseler bile her türlü depreme dayanabiliyordu. Bu toprakları görmeden önce Timur şahsi düşüncemde bana göre barbar bir kişilikti. Ama burada barbarlığın eserleri yerine olağanüstü hatta dâhice geometrik prensiplere sahip mimari örnekleri gördüm. Bu tezatlık beni inanılmaz ölçüde şaşırttı. 

Açıkçası biz Avrupalılar daha medeni olmakla övünüp dururuz. Ama acaba Avrupa’nın barbarlık çağından daha yeni çıktığı dönemlerde Orta Asya’da inşa edilmiş bu yapılarla rekabet edebilecek bizim kaç tane yapımız vardır?

Jules Joseph Leclercq

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 17