Balkanlar - RumeliMakaleler

Balkan Türkleri İlgiye Hasret

B

alkanlar, Osmanlı-Rus savaşından sonra da bilim adamlarımız tarafından ihmal edilmiştir. Bazı araştırmacılarımız, Bulgaristan’daki Türk varlığını, Vidin’in fethedildiği 1339 yılı ile sınırlandırmaktadırlar. Oysa bu topraklarda 4 ve 5. yüzyıllardan sonra Hun’larla beraber Türk soyundan olan Kuman’lar, Kıpçak’lar, Peçenek’ler, Oğuzlar ve Avarlar, Batıya karşı yaptıkları seferler sırasında at oynatmışlardır.

Ancak 14. Yüzyılın ortalarında Osmanlı Türkleri’nin Balkanları fethiyle beraber Anadoludan, hususen Konya ve Karaman yörelerinden toplu olarak Yörüklerin, Nakşibendi tarikatına mensup Müslümanların göçüne sahne olmuştur. Tarihi verilere göre, 15. Yüzyılın sonlarında bu şirin vatan toprağı Türklüğün kışlası, alınmaz kal’ası haline gelmiştir.

Ecdadımız Osmanlı bu topraklarda yeni yeni yerleşim merkezleri (şehir ve köyler) oluşturmuş ve bu merkezlere Türkçe adlar vermişler, bu toprakları Osmanlı-İslâm eserleriyle süslemişlerdir. Osmanlı-Rus Savaşına kadar, Bulgaristan’ın 5.500 civarındaki yerleşim merkezinden 4.800-5.000’i Türk adı taşımıştır. Bu yerler cami ve mescitlerle, okul ve kışlalarla, saray ve kervansaraylarla, han ve hamamlarla süslenmiştir.

Bilindiği üzere, Osmanlı Rus savaşına kadar Bulgaristan’ın genel nüfusu yaklaşık 3,5 milyon civarındadır ve bu nüfusun yüzde 55’ten fazlasını Müslüman-Türk toplulukları oluşturmuştur. Osmanlılar döneminde olduğu gibi, bundan sonraki dönemlerde de bu topraklarda artık Bulgaristan kökenli yüzlerce şair ve yazar, bilim ve sanat adamları, gazeteci ve eğitimciler, din hadimleri ve evliyalar yetişmiştir.

Ömer Osman Erendoruk, Osmanlı-Türk savaşından sonra bilhassa krallık ve sosyalizm dönemlerinde bunlara ambargo uygulandığını, sahnede onların sadece cılız seslerinin kaldığını aşağıdaki üç misalle açıklamaktadır:

Birincisi: 16. Yüzyılda Sofya’da Bali Baba veya Bali Sofyalı adlı bir Türk mutasavvıf şair, yazar ve bilim adamı yaşamıştır. Halveti Şeyhi Kasım Çelebi’nin halifelerinden olan Bali Baba’nın 20’den fazla eser sahibi olduğu biliniyor. Ama Bali Baba kişiliği ve eserleriyle unutulmuşluğa terkedilmiştir. Oysa o topraklarda daha yüzlerce Bali Baba yetişmiştir, ama bunlar yazılmamıştır. Gelecek kuşaklar bunların adlarını bile bilmeyeceklerdir. Sessiz ve ilgisiz kalmak milli tarihimize ihanettir.

İkincisi: Osmanlı-Rus savaşında Bulgaristan Türkleri’nin hayatı zindan edilmiştir. Rus askerleriyle beraber Rusların cazgırlığını yapan Türk düşmanı Bulgar çeteciler (haydutlar) yüzbinlerce Türk’ü katletmiş, 800.000’den fazlasını göçe zorlayarak menkul ve gayrimenkullerini yağma etmişler, yüzlerce Türk köyünü ateşe vermiş, binlerce Osmanlı-İslâm eserini yıkıp yakmışlardır.

Eskizağra’da müftülük ve Rüşdiye okulu öğretmenliği yapan ünlü yazarımız Hüseyin Raci Efendi, Zağra katliamını “Tarihçe-ı Vak’a-i Zağra’ adlı belgesel eserinde, işkencelerle dolu zorunlu göçü de 364 beyitlik “Hicretname Destanı“nda tarihe mal etmiştir. Bilinmelidir ki, o topraklarda yüzlerce Hüseyin Raci Efendiler yetişmiştir. Ama, gerçekçi birer Türk milliyetçileri olarak bu ünlü kalem ustalarını ve eserlerini tanıyor muyuz? Onlara sahip çıkabiliyor muyuz?

Üçüncüsü: Osmanlı-Rus savaşından sonra o topraklarda 160’tan fazla Türkçe gazete ve dergi çıktı, yüzlerce gazeteci,şair ve yazar, sanat, kültür, eğitim din ve dil faahyetçisi yetişti. Birçoğu, sınırdışı edilince bu faaliyetlerini Türkiye’de sürdürdü ve sürdürmektedir. Milli kültürümüzün meş’aleleri olan bu büyüklerimizi, Bulgaristan’da (kelle fiyatına hürriyet) bilinciyle sürdürdükleri milli mücadelelerini tarihimize mal edebildik mi?”

M. Necati Özfatura

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 28