TarihZaferlerimiz

Zigetvar Zaferi

C

ihan Hükümdarı Kanunî Sultan
Süleyman
, ordusunun başında son seferine çıkıyordu. 13
yıldır, savaştan uzak yaşamıştı. Şehzade
Mustafa
ve Şehzade Bâyezîd
gibi iki pırlanta evlâdından olmuş; yaşamak ve hükmetmek gözünden
düşmüştü. Nitekim, Saraydan çıkmadan önce, oğlu Şehzade Selim’e kendi el
yazısı ile vasiyetini yazıp bırakmıştı. Besbelli, Allah’ın huzuruna,
şühedâ mertebesinden dahil olmak istiyordu. 72 yaşındaydı. Nikris
hastalığı, ayaklarını kelepçelemişti.

1566 yılının Nisan sonu
idi…

Nemçe’ye son dersini vermek için
Orduyu Hümayununun başında, köpük beyazı atının üstünde, Edirnekapı’dan
şehri terk ederken, sakalı göbeğinde bir pir-ü fâni, ön safda diz çöküp
ellerini gökyüzüne kaldırdı; dolu bir sesle şöyle
dedi:

“Padişahım, biz senden râzı idik,
Hak
teâlâ da senden râzı
ola!”
Hünkâr, muradına ereceğini o anda anlamış
olmalıdır; çünkü gülümsüyordu.

Zigetvar
Önlerinde

Böyle çıktı, Orduyu Hümâyun
İstanbul’dan… Böyle düştü gazâ yollarına… Böyle revan oldu şehişâhin
ordusu, doğan güneşe doğru… Murad, zafer!.. Murad,
şehadet!..

Hünkâr, yollar elverişli ise, araba ile,
değilse, tahtırevanla gidiyor, şehirlere girileceği sıralar, atına
biniyordu. Yaş yetmişiki… insanların kırkında, ellisinde hayata veda
ettikleri o günlerde, 72 yaş, bugünün doksanı, yüzü… Buna rağmen Sultan
Süleyman, yaşının handikapını kimseye duyurmadan ordusunun başına
Zigetvar’a ulaştı. Tarih 1566 yılının 5 Ağustos’u idi. Osmanlı
akıncıları, Macaristan’ın çimenli topraklarında nal izleri bırakarak
köyleri kasabaları dize getirmiş, Osmanlı sancakları ile tepeleri
tutmuşlardı.

Zigetvar, ünlü bir kale idi.
“Yıllarca, dıştan bir yardım almadan, dayanabileceği”
iddia edilirdi. Daha önemlisi, Avrupa’nın en yaman
kumandanlarından sayılan Kont Zerini (Zerinski Nokloş) kaleyi
savunuyordu. O Zerini ki, Şikloş’da, Tırhala sancak beyi ile oğlunu
şehit etmiş ve cezayı hak etmişti. Kale kuşatıldı, cenk başladı.
Veziriâzam, Sokulu Mehmed Paşa
idi.

“Siget şehri, her yanından nehirle
çevrilmiş olup, Eski Şehir, Yeni Şehir ve kaleden mürekkepti… Bunlardan
her biri, köprülerle birbirine bağlıydı”
diyor
Hammer.
Önce, eski şehir topla dövüldü ve iyice yumuşatıldı.
Kont Zerini, bu şartlarda eski şehri savunamayacağını anlayınca, yeni
şehri baştan aşağıya yaktı ve bütün gücü ile eski şehrin savunmasına
geçti.

Ama Türkler, hendekleri toprakla doldurup,
yeni şehrin harabelerinden atlayarak eski şehri aldılar. Artık başka
çare kalmadığı için Kont Zerini de kaleye çekildi. Yaman bir vuruşma
sürüyordu! Osmanlılar, kale duvarlarını topla dövüyor, mazgallarını
yerle bir ediyorlardı. Zerrini direniyordu ama, daha fazla dayanamazdı.
Tek çare; bir baskınla Osmanlı ordusunu
şaşırtmaktı…

Zerrini, altı yüz kadar askeri ile
kaleden fırladı. Muhasara çemberini yarıp çıkmayı tasarlıyordu. Ne var
ki, Osmanlılar tetikte idi. Göğsüne iki kurşun, başına da bir ok yiyen
Zerini, Yeniçerilerin ayakları dibine düştü.

Müjdeden Sonra
Vefât

Kale,
kuşatılmış!..
1566 yılı Ağustosu’nun beşi..
Sultan
Süleyman 72 yaşında…
Sultan Süleyman, nikrisli bacaklarının
üstünde zor duruyor.
Ama sağlam görüntü vermek gerek askerine…
“Kan tükürüp, kızılcık şerbeti içtik” demek
gerek bu sıralar…

Yorgun mu, hasta mı olduğunu
bilmiyor. Ama iyi değil… Sağlam günlerinde, diri günlerinde yazdığı
mısralar, aklından geçiyor muydu acaba?.. “Olmaya devlet
cihanda bir nefes sıhhat gibi”
diye mırıldanıyor muydu?..
Ama işte “alınmaz” diye ün yapmış Zigetvar kalesi kuşatılmış… Toplar,
eski şehri dövüyor, yerle bir ediyor!.. Kalenin düştüğünü; yiğitlerin,
kale burçlarına bayrak kondurduğunu görebilecek mi
acaba?..
Huzur-u Rabbülâlemin’e çıkmaya
hazırdır.

Ne ettiyse, ne yaptıysa, şeriât üzre yaptı…
Şeyhülislâmı Ebüssuud Efendi’nin fetvası olmaksızın hiçbir işe
kalkışmadı. Vasiyet etti ki, “Bu fetvalar, benimle
birlikte gömüle…”
Allah’ın emrine uymuş bir Hünkâr,
Allah’ın huzuruna öyle çıkmak istedi.

Böylece, tam 33
gün, gece-gündüz kalenin düştüğü haberini bekledi. Kale de ha düştü, ha
düşecek… Ama Zerini direniyor son gücüyle… Hünkâr da titizlendikçe
titizleniyor… Veziriâzam Sokullu Mehmed Paşa, onun ne beklediğini
bilmekte… Hünkâr, iyice hasta. Artık, çadırın kapısına kadar çıkması
bile azalmış… Kale, bugün-yarın; Hünkâr, bugün-yarın… Sonunda dış kale
düştü ve Sokullu Mehmed Paşa, Hünkâr’a koştu: “Müjdeler
olsun Sultanım, kefere kırıldı, kale düştü!…”
dedikten
sonra koca sultan hakkın rahmetine kavuştu.

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 7