TarihTürkiye’deki Türk Dünyası

Hacı Ahmed Hilmi Efendi

İ

smet Efendi dergahı şeyhlerinden. Bugün Bulgaristan sınırları
içerisinde bulunan “Nevrakop”ta
dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi belli değildir. İstanbul’da tahsilini
tamamlayarak Fatih Medreselerinden icazet almıştır.

Hocası İngiliz lakaplı Kerim Efendi tarafından Alanya’ya
rüşdiye hocası olarak gönderilmişse de yolda Ispartalı Abdullah Efendi isminde
bir mürşid-i kamilin şöhretini işitmekle kendi muallimliğini unutmuş, o hak
mualliminin huzuruna koşmuştur. Hacı Ahmed Efendi bu zatın dergah-ı şerifinde
bir hafta boyunca herkesle birlikte oturup kalkmasına, yiyip içmesine rağmen
kimse kendisiyle alakadar olmamış, nihayet bir gün Abdullah Efendi Ahmed
Efendi’yi çağırır;

Evlat,
gelişinin farkına varmadık zannediyorsun. Seninle meşgul olmayışımız
gafletimizden değil, nasibinin bizden olmayışındandır.
” buyurur.

Bu sözden müteessir olup geldiği yüce kapıdan boş döneceğine
üzüldüğünü fark eden şeyh Efendi’nin:

Bana bak, benim
veliy-yi kamil olduğuma inandın; buraya kadar geldin de şimdi nasibin benden
değildir deyince niye inanmıyorsun? Hem senin kısmetin ayağına gelecek.

demesi üzerine İstanbul’a geri döner.

Burada da hocası Kerim Efendi’nin “Seni ilme, irfana, Din-i İslam’a hizmet edesin diye yetiştirdim. Sen
ise verilen vazifeden kaçıyorsun
” tarzındaki haklı sitemi ile
karşılaşır.

Tekrar rüşdiye hocası olarak, bu sefer Bandırma’ya gider,
fakat gözü her an yolda, gönlü her dem düşde, Yusuf’un kokusunu alan Yakup
misali kendisine verilen müjdeyi, ayağına gelecek kısmeti beklemeye başlar. Bu
bekleyiş içerisinde geçen günlerden birinde, bir akşam üzerinde dersleri
tamamlamış, çocukları salıvermiş, kendisi de dalgın dalgın oturur olduğu halde
yanı başında söylenen;

İşte geldim
sözü ile irkilir. Bu gelen yıllar önce hissettiği buy-ı rahmanın taşıyıcısı
Şerif Kudsi Efendi’dir. O günden sonra Tarik-ı Nakşi’de yürüyerek dost
kokusunun burcu burcu yayıldığı nice gülistanlara uğrar; gönülden gönüle
feyezan edip akan nice hak pınarlarından içer; nice konaklar aşıp visal-i
Hakk’a erer ve Halil Nurullah Efendi tarafından kendisine hilafet verilir.

Nurullah Efendi’nin vefatından sonra boşalan tekkeye şeyh
tayini için ihvanlar kendi aralarında seçim yaparlar. Bir kısmı eskilerden,
İsmet Efendinin halifelerinden Mehmed Efendi isminde bir zatı, bir kısmı da
Hacı Ahmed Efendi’yi tercih ederler Mehmed Efendi bunları haber aldığında öbür
şeyhin kim olduğunu sorar. Gençlerden, Halil Nurullah Efendi’nin
halifelerin’den Bandırma’da rüşdiye hocalığı yapan bir zat olduğunu öğrenir. O
zaman kendi hakkından vazgeçerek;

Burası aç bir
tekkedir. Ben nasıl doyurabilirim. O ise koskoca rüşdiye muallimidir. Beni de
onun listesine yazınız. Ben de onu seçiyorum.
” buyurur.

İsmet Efendi ise bu aç tekkeyi doyurma, işlerini çevirme hususunda;
Bir değirmen kurdum. Suyu nereden
gelir bilinmez
” dermiş.

Şeyhulmeşayih Hacı Ahmed Efendi ömürlerinin son günlerinde
hastalanıp vücutça çok düşkün bir hale gelmişlerdir. Hava değişiminin iyi
geleceğini düşünerek Ali Sırrı Efendi’nin Erenköy’deki köşküne götürmüşler.
Erenköy’de bulundukları sıralarda bir gece ihvanlarından birisine rüyada:

Evlad, Resûl-ü
ekrem efendimizle birlikte piranımız beni almak için geldiler. Gitmemek olmaz.
İhvanı hoş tutun.
” buyurmuşlar ve o gece 1905 (28 Cemaziyelevvel 1323)
tarihinde vefat etmiştir.

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 7