SultanlarTürk Sultanları

Celâleddîn Harezmşah

H

arezmşahlar Devleti’nin son hükümdarı, ismi, Mengübertî, lakabı Celâleddîn’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. Babası, Harezmşah Devleti sultânı Alâüddîn Muhammed, annesi Ay-Ciçek Hâtun’dur. Babasının 1220  yılında  vefâtı üzerine Harezmşah sultânı oldu. 1231 yılında şehit edildi.

Celâleddîn Harezmşah, küçük yaştan îtibâren ehil kimseler elinde yetiştirildi. Gazne ve çevresinin vâliliğine tâyin edildi, iyi bir idareci, güçlü bir komutan olarak yetişmesine gayret edildi. Babasının bütün seferlerinde yanında bulunarak başarısına yardımcı oldu, tecrübesini arttırdı. Babası Sultan Alâüddîn, büyük bir güç hâlinde yayılan ve gittikleri yerleri istilâ edip, görülmemiş zulümler yapan Moğollara ve bunların zâlim hânı Cengiz’e karşı devamlı mücâdele veriyordu. Celâleddîn Harezmşah, Cengiz’in oğlu Cuci kumandasındaki Moğol ordusuyla, 1216 ’de yapılan muharebede sağ cenah kumandanlığını yaptı ve bozulmaya başlayan Türk ordusuna zaferi kazandırdı. Devletâbâd yakınlarında son defa Moğolların karşısına çıkan Sultan Alâüddîn Muhammed, burada mağlûb oldu. Abiskund’da bir adaya sığındıysa da kısa bir müddet sonra burada hastalanarak, 1220 senesinde vefât etti. 

Târihler, Celâleddîn Harezmşah’ın Cengiz’in hücumuna karşı Mâverâünnehr şehirlerini ayrı ayrı müdâfaa etmek yerine bütün kuvvetlerle hücum etmeyi babasına tavsiye ettiğini, ancak bu teklifini kabul ettiremediğinden, Cengiz’in, dağılmış durumda olan Türk kuvvetlerini ayrı ayrı imha ettiğini yazarlar.

Sultan Alâüddîn Muhammed, annesi Terken Hâtun’un arzusu ile küçük oğlu Uzlag’ı veliaht tâyin etmişti. Ancak ölümünden bir müddet önce, devleti, mâruz bulunduğu tehlikeden büyük oğlu Celâleddîn’in kurtarabileceğini düşünerek, onu veliaht tâyin ve şehzadelere de ona tâbi olmalarını vasiyet etti. Babasının vefâtından sonra bâzı Türk emirleri, Celâleddîn’in tahta çıkmasını istemediklerinden bir suikast düzenleyip, öldürmek istediyseler de, Celâleddîn, Harezm’den Horasan’a gitmek suretiyle bu tehlikeden kurtuldu. Cengiz tehlikesinden dolayı Harezm’de kalamıyacaklarını anlayan kardeşlerinden ikisi de onu tâkib ettiler. Ancak yolda Moğollar tarafından şehit edildiler. 

Moğallarla Mücadele Etti

Celâleddîn Harezmşah ise Moğol tâkib kuvvetlerini mağlûb edip, tehlikeli bir yolculuktan sonra Gazne’ye vâsıl oldu. Gazne’de tekrar kuvvet toplamaya başladı. Cengiz Han, Celâleddîn Harezmşah’a çok önem veriyordu. Ona karşı; “Yenilmez Noyan” ünvanı ile anılan komutanını gönderdi. Parvan civarında iki gün devam eden şiddetli çarpışma neticesinde Moğollar perişan edildiler. Ancak savaştan sonra kumandanlar arasında ganîmet ihtilâfından dolayı çıkan anlaşmazlık sebebiyle, bu zaferden istifâde edilemedi. Emirlerin bir çoğu, askerlerini alıp kendi yurtlarına döndüler. Şayet Türk ordusu dağılmamış olsaydı, bu sıralarda Hindikuş dağlarını aşmakta olan asıl Moğol ordusunu durdurabilirlerdi. Moğollar, Gazne’yi ele geçirdiler. 

Sind ırmağı kıyılarına çekilen Celâleddîn Harezmşâh, İndus sahilinde Moğollarla savaştı. Moğol hükümdarı Cengiz’in bizzat katıldığı bu savaşta, Celâleddîn Harezmşah mağlûb oldu. Kuvvetlerini toplayıp, alelacele yapılan gemilerle karşıya geçmek üzere yola çıktılar, ancak geminin nehrin ortasında parçalanması üzerine pek çok askeri boğuldu. Atıyla nehri geçmeye muvaffak olan Celâleddîn Harezmşâh, boğulmaktan kurtulan adamları ile Hindistan’a gidip, orada üç yıl kaldı.

1224’de Harezm’e dönüp, Moğollarla yeniden mücâdeleye karar veren Celâleddîn, Kirman’a geldi. Buranın hâkimi Barak Hâcib, itâatini arz ederek Celâleddîn Harezmşah adına Kirman’ı idareye başladı. Buradan Atabeg Sa’d bin Zengî’nin hükümdarı bulunduğu Fars’a geldi. Onun kızı ile evlendi. Böylece Harezmşâh Devleti’ni yeniden te’sise çalışan Celâleddîn Mengübertî, bundan soIra İsfehan ve Irak-ı Acem’e ilerliyerek, burada bulunan kardeşi Gıyâseddîn Pir-Şah’ın itâatini sağladı. Lur (Hindistan) reislerini de kendisine bağladıktan sonra, Moğollarla mücâdeleye başladı. 1225 ’de Tebriz’i alarak karargâhını buraya nakletti.

Anadolu’da hüküm süren Sultan Alâeddîn Keykubâd’a ve Mısır ve Suriye’de hâkimiyet süren Eyyûbî meliklerine elçiler göndererek, Moğollara karşı yardım istedi. Diğer taraftan bir asırdan beri Arran, Azerbaycan ve şarkî Anadolu’daki İslâm emaret ve hükümetlerine karşı galip ve tehditkâr bir vaziyette bulunan Gürcüleri ezmek için Gürcistan krallığını istilâ ederek, 1226 (H.623) de Tiflis’i aldı. Bu sırada isyan eden Barak Hâcib ve Azerbaycan Türkmenlerinin isyanlarını bastırdı. Bir ara Ahlat’ı kuşattı ise de, Türkmenlerin yeniden karışıklık çıkarmaları üzerine Azerbaycan’a döndü, ve Türkmenleri cezalandırdı. Kışı Tebriz’de geçirdiği sırada, Gürcülerin Tiflis’i yeniden ele geçirip oradaki askerlerin öldürüldüğünü öğrendi. 1227 (H.624)’de Tiflis üzerine yürüyen Celâleddîn Harezmşah, şehrin yakılıp terkedildiğini gördü. Bu sırada Bâtınîlerin, Gence vâlisi Orhan’ı öldürdüklerini öğrenen Sultan, onların memleketine girerek Alamut ve Kumis havalisini tedib edip, cezalandırdı.

Sultan bu şekilde ülke içindeki karışıklıklarla meşgulken, Moğol kuvvetlerinden bir birliğin Damgan civarına geldiğini öğrenip, hızla üzerlerine gitti ve onları mağlûb etti. Eyyûbîlere karşı 1228’de bir sefer hazırlığı içinde olan Celâleddîn Harezmşah, Moğolların, Ceyhun’u geçip Irak-ı Acem’e yürüdüklerini haber aldı. 26 Ağustos 1228’de İsfehan önünde meydana gelen Türk-Moğol savaşında Sultan Celâleddîn Harezmşah, kardeşi Gıyâseddîn’in ihanetine rağmen Moğolları hezîmete uğrattı. Tâkib esnasında Moğolların kurduğu tuzağa düşen Celâleddîn Harezmşah’ın sol cenahı bozuldu. Zor kurtulan Sultan, Luristan’a giderken, Moğollar da perişan bir vaziyette olduklarından takib edemeyip geri döndüler. Bir hafta sonra İsfehan’a dönen Sultan Celâleddîn Harezmşah, yeniden kuvvet toplamaya başladı. Kardeşi Gıyâseddîn ise, önce Alamut’a giderek Bâtınîlere iltica etti ise de daha sonra gittiği Kirman’da öldürüldü.

Sultan Ünvanını Aldı

Sultan Celâleddîn Harezmşah, Azerbaycan’a dönüp memleketin bozulmuş durumunu yeniden düzeltmekle meşgulken, 1229’de Gürcüler yeniden isyan ettiler. Topladığı taze kuvvetlerle bu isyanı bastırmaya muvaffak olan Sultan, Tiflis’den başka bâzı müstahkem kaleleri de ele geçirdi. Bu muvaffakiyetten sonra Bağdâd halîfesi Celâleddîn Harezmşah’a “Sultan” ünvanını tevcih etti. Kendisine itâatini arzeden Şam hükümdarı Melik-ül-Muazzam İsâ Eyyûbî’nin teşviki ile Ahlat’ı kuşatan Celâleddîn, 14 Mayıs 1230’de kaleyi ele geçirmeye muvaffak oldu. Ancak kale müdâfîlerine ve halka şiddetli davranması, o zamana kadar bir İslâm Kahramanı sayılan Celâleddîn Harezmşah’a karşı bir husûmetin doğmasına sebeb oldu. Anadolu ye Mısır sultanları, onun kendi ülkelerine yürüme ihtimâli karşısında kuvvetlerini toplıyarak müttefik olmuşlardı. Bu haberi duyan Sultan, Anadolu ve Suriye kuvvetlerinin birleşmesine mâni olmak için harekete geçti ise de, geç kaldı. Erzincan yakınında Yassı-Çemen yaylasında 10 Ağustos 1230 (H.628)’de vukû bulan şiddetli muharebede büyük bir hezimete uğrayan Sultan Celâleddîn Harezmşah, sulha mecbur oldu.

Moğollar, kendilerinin Ortadoğu’ya inmesine mâni olan tek engelin Celâleddîn Harezmşah olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden Yassı-Çemen’de Türk hükümdarları arasındaki savaş devam ederken, Moğollar, kurultuylarında Harezmşah Devleti’ni yıkma kararı aldılar. Komutanlardan, Cermagun Noyan’ı mühim brr kuvvetle Mâverâünnehr’e gönderdiler. Bu haberi duyan Celâleddîn Harezmşah, civar hükümdarlara vaziyeti bildirip yardım istedi. Ancak onlar, Celâleddîn Harzemşah’a güvenmiyorlardı. Ayrıca Moğol tehlikesinin kendi ülkelerini saracak kadar genişleyeceğini tahmin edemiyorlardı. Sultan’a yardım elini uzatmadılar.

Sultan Celâleddîn Harezmşah’ın maiyeti ile el-Cezîre’ye doğru ilerlediğini öğrenen Moğollar, onu tâkib ederek yollarına devam ettiler. Nihâyet 1231 Ağustosunda Dicle köprüsü kenarında sabaha karşı düzenledikleri bir baskınla Celâleddîn Harezmşah’ın maiyetinden bir kısmını öldürüp, askerini dağıttılar, öldürülmekten zor kurtulan Sultan Celâleddîn Harezmşah, Meyyâfârikîn civarına kaçıp Moğolların takibinden kurtulmak için sarp dağlara saptı. Ancak göçebeler tarafından yakalanıp obaya getirildi. Celâleddîn Harezmşah, yakalayan göçebelerin reisine kendini tanıttı. Eğer-Meyyâfârikîn ve el-Cezîre hükümdarı Melik Muzaffer Gâzi’yi durumundan haberdâr ederse çok mükâfat vereceğini söyledi. Göçebelerin reisi aşîretini toplamak üzere ikâmetgâhından ayrıldığı bir sırada, göçebelerden biri Ahlat’ta öldürülmüş olan kardeşinin intikamını almak için Celâleddîn Harezmşah’ı şehit etti. El-Cezîre hükümdarı Mâlik el-Muzaffer Gâzi, Sultan’ın öldürüldüğünü öğrenince, onun cesedini Meyyâfârikîn’e getirtip defnettirdi. Bugün kabri belli değildir.

Çok Cesur ve Kahramandı

Türk-İslâm târihinin en bahadır ve şecaat sahibi şahsiyetlerinden olan Celâleddîn Harezmşah, bir çok harpleri hayâtı pahasına kazandığı hâlde, idare ve siyâset bakımından zayıf olduğu için, bunlardan istifâde edememiştir. Bütün meseleleri harp yolu ile halletmeye çalışması, düşmanlarını arttırmıştır. Buna rağmen Moğol saldırılarına ve Hıristiyan Gürcülere karşı mücâdele edebilen yegâne zât olması, ona gerek halk arasında ve gerek bütün Şark edebiyatında büyük bir şöhret kazandırmıştır. Moğollar, yakın şarkı tamamen istilâ ettikten sonra, Celâleddîn Harezmşah’ın bütün hatalı tarafları unutulmuş ve kendisi, İslâmiyet’in müdafiî olarak büyük kahramanlar arasına dâhil edilmiştir.

İlmi ve ilim adamlarını sever ve gözetirdi. Bir gün kızdığı Tebriz Kadısı İzzeddin Kazvini’ye demiştir ki: “ Âlim olmanın şerefi ve ilmin itibarı olmasaydı, bu kılıç ile kafanı uçururdum.” Ramazan-ı şerîf ayında sarayına âlim ve vaizleri toplar onların vaaz ve nasîhatlarını dinlerdi.  Çok cesurdu. Savaşlarda mübârezeye yani toplu savaştan önce meydana çıkıp er isteyen düşmanları ile bizzat kendisi savaşırdı. Cüssesi küçük olmasına rağmen çok meşhur savaşçıları yenmişti.

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 4