TarihZaferlerimiz

Alanya’nın Fethi

S

elçuklu Sultanı Alâüddîn Keykubâd, Moğollara karşı şehirleri tahkim ettikten sonra, ordu Moğollarla uğraşırken, arkadan vurma tehlikesi olan Hıristiyan prenslikleri ortadan kaldırmayı düşündü. Bunların en büyüğü Alanya’daki prenslikti. Rumların Kalonoros, Avrupalıların Candelere veya Scandalor kalesi dedikleri Alanya’nın fethi için, Antalya subaşısı Mübârizüddîn Ertokuş ve Eseüddîn Ayaz adlı beylerin topladığı bilgiler Sultan’a arz edildi. Kalonoros kalesi Kyr Vard’ın, Alara kalesi ise kardeşinin hâkimiyetinde idi. Belde, Akdeniz sahilinde siyâsî ve ticârî önemi hâiz, kışı bahar gibi hoş ve şirin, her taraf yeşil ve tabîat güzellikleriyle dolu idi. Kayseri’de bulunan Sultan, bütün bilgileri değerlendirdikten sonra, taşradaki emirlere ve uç beylerine fermanlar göndererek, bütün kuvvetlerinin Konya’da toplanmasını emretti.

Cihâd haberini duyan Türk beyleri, eğitimli askerleriyle vakit kaybetmeden gelip orduya katıldılar. Hazırlıklarını tamamlayan ordu, 1221 (H.618) senesi kış mevsiminde bir sabah tan yeri ağarırken hücuma geçti. Her tarafı kös sesleri inletiyordu. Sultan, orduyu üç bölüme ayırdı. Ordunun bir kısmı sahilden, bir kısmı gemilerle denizden, diğer kısmı da kayalık kısımdan şehre yaklaştı. Yalçın kayaları yumuşak kumlar gibi çiğneyen İslâm mücâhidleri, şehrin karşı tepesine mancınıkları yerleştirdiler.

Kale komutanı Kyr Vard, Selçuklu ordusunu şehrin önünde görünce, sâhib olduğu mülkün elinden gideceğini anladı. Bütün gece, kaleyi nasıl müdâfaa edeceğini düşündü. İslâm ordusundaki mücâhidler, bir taraftan muharebe hazırlıkları yapıyor, diğer yandan da düşman karşısında muzaffer olmaları için Allahü teâlâya duâ ediyorlardı. Ordugâhda okunan Kur’ân-ı kerîm sesleri semâya yükseliyordu. Şehâdet yolunda “Cennet-i âlâ” ya kavuşmayı arzulayan asker, gazaya hazırdı. Sabah ezanları okununca, İslâm mücâhidleri bölük bölük namaza durdular. Namazdan sonra el açıp, Allahü teâlâya yalvardılar.

Sultan Askerleri İle Helalleşti

Tan yeri ağarırken, Sultan Alâüddîn Keykubâd, kale komutanına bir elçi göndererek, ya İslâmiyet’i kabul, ya kaleyi teslim etmesini veya harbe hazır olmasını bildirdi. Kyr Vard, kaleyi ele geçirmenin çok zor olduğunu bildiği için, bu teklifi kabul etmedi. Sultan, ordunun harb düzeni almasını emretti. Harb düzeni alan ordusunu teftişten sonra, İslâm mücâhidlerine niyetlerinin Allahü teâlânın rızâsı olması gerektiğini anlatan kısa bir konuşma yaptı ve hepsinden helâllik diledi.

Sultan Alâüddîn’in işaretiyle kösler vurmaya başladı: İslâm mücâhidleri şimşek gibi ileriye atıldı. Her tarafı atların kaldırdığı toz bulutu kapladı. “Allah Allah” nidaları dağlarda yankılanıyordu. Mancınıklar kaleyi dövüyor, mücâhidler yol bulmanın zor olduğu sarp yerlerden kaleye girmeye çalışıyorlardı.

Kaleye ulaşmak çok zor olduğundan, kuşatma günlerce sürdü. Havaların soğuması da kalenin fethini güçleştiriyordu. Muhasaranın başlamasından iki ay geçmesine rağmen kale bir türlü düşmemişti.

Rüyada Fethi Gördü

Bir gece Sultan, âdeti üzere teheccüd namazını kıldı. Allahu teâlâya, kalenin fethini müyesser eylemesi için yalvardı. Yattıktan bir süre sonra, rüyâsında, güzel yüzlü bir genç şöyle söyledi: “Bu kaleyi, denizden ve karadan kuşatan hiç kimse ele geçiremedi. Ancak Allahü teâlânın yardımı ile sana kalenin fethi müyesser olacaktır.”

Uykusundan uyanan Sultan, derhal beyleri yanına çağırdı. Rüyâsını onlara anlattı. Yüz baş inek, bin baş koyun ve on bin dirhemi fakirlere ve gazaya katılan İslâm mücâhidlerine sadaka olarak dağıttı.

Sabah olduğunda, kalenin uzun süre daha dayanamayacağını anlayan kale komutanı Kyr Vard, önceden tanıdığı Antalya subaşısı Mübârizüddîn Ertokuş’a adam göndererek; kaleyi teslim edeceğini ve Sultan’la arasında aracılık yapmasını istediğini bildirdi. Sultan bu duruma çok sevindi. Allahu teâlâya şükretti.

Sultan ile Kyr Vard arasında yapılan anlaşmaya göre, Alâüddîn Keykubâd, kaleyi teslim alacak ve Kyr Vard’ın kızı ile evlenecek, buna karşılık Kyr Vard’a Akşehir ve yakınında bulunan birkaç köy iktâ olarak verilecekti. Kyr Vard, kaleden çıkıp, Sultan’ın otağına giderek özür diledi. Müslüman Türklerin kaleyi aldıktan sonra kimseye eziyet etmediklerini görünce, Müslüman oldu. Daha sonra kızı da Müslüman olup, Mâh-ı Peri Hâtun ismini aldı ve çok hayırlar yaptırdı.

Şükür Secdesi Yaptı

Sultan Alâüddîn Keykubâd, kös sesleriyle kaleye doğru ilerlerken, şehrin ileri gelenleri onu hediyelerle karşıladılar. Kaleye giren Alâüddîn Keykubâd, bu güzel beldeye sâhib olduğu ve ilk seferinin muzafferiyetle neticelendiği için Allahu teâlâya şükür secdesine kapandı.
Daha sonra kalenin Kalonoros olan adının kendi ismine izafeten Alâiyye’ye çevrilmesini emretti.

Alâiyye’den sonra Alara kalesi de teslim alındı. Şehre on iki kapılı saray, sûr ve burç yapıldı. Alâiyye’deki inşâ ve îmâr 1223 (H.620) senesinde tamamlandı. Yapımına daha önce başlanan Alâüddîn Câmii bitirilerek ibâdete açıldı. Şehir, medrese ve diğer eserler ile süslenip, Sultan’ın kışlık merkezi hâline getirildiği gibi, devlet erkânına ait konaklar da yapıldı. Tersane inşâ edilerek, denizciliğe önem verildi.

İktisâdî ve ticârî hayâtın gelişmesi için şehir ve hâricinde tedbirler alınıp, Türk ve Müslüman tüccarlara sanatkârlara çeşitli imkânlar tanındı. Alâiyye ile Antalya arasına Şerofzan Han’ı ve kervansaraylar inşâ edildi. Ticâret kervanları, tacir ve mâiyyetinin ihtiyaçları sağlanıp, emniyete alındı.

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 7