Sultan Abdülhamid HanSultanlar

Abdülhamid Han’ın Ramazan-ı Şerif ve Hırka-i Saadet Ziyaret Günleri

34. Osmanlı Padişahı
Sultan II. Abdülhamid Hân’ın kızı Şadiye Osmanoğlu hatıralarında, Babasının
Yıldız sarayındaki ramazan ve Topkapı sarayındaki Hırka-i Saadet dairesi
ziyaret günlerini anlatan bölümünü aşağıda sunuyoruz. 

B

abam sıhhatli bir erkekti, sağlam bir bünyesi ve idmanlı
bir vücudu vardı, küçüklüğümde onun bir defa hastalandığını hatırlarım. Çok az
uyurdu. Şafaktan önce kalkardı, beş vakit namazını kılar, daima “Kur’an-ı Kerim” ve “Buhari-i Şerif”i okurdu. Dindar, Allah’ına bağlı, büyük bir
Müslüman idi. Abdestsiz yere basmazdı. Çok çalışkandı.

Ramazan aylarında her dairede ayrı ayrı bir imam, iki müezzin ve iki harem ağasının refakatiyle teravih namazı kılınırdı. Teravihi takiben imam ve müezzinlere buzlu şerbetler ikram edilirdi. Babam teravih namazını, hususî dairesinin bitişiğindeki köşkte, ulema ve müezzinlerin refakatinde kılardı.
Erkek evlatları ve bazen de amcalarımız cemaatine dahil olurlar ve namazdan sonra sohbet yapılırdı. Damatları ve biraderlerimi, babam sık sık iftara davet eder, yemekten sonra “diş kirası” adını taşıyan zengin keseleri ihsan ederdi.
Senede bir defa, Ramazan ayında, Hanedanın “Hırka-i Saadet”i ziyaret günü vardı. Peygamber Efendimizin şahsi eşyalarını ihtiva eden mukaddes emanetler, Topkapı Sarayı’ndaki hususî dairede büyük bir ihtimamla muhafaza edilirdi.
Bu ziyaret mühim dinî geleneklerimizden biriydi. O gün erken kalkardık, arabalarımızla Topkapı Sarayı’na giderdik. Saraydaki özel dairelerinde Padişah amcalarımızdan kalmış, çok ihtiyar ve emektar saray kadınlarını görürdük. Onlar Hırka-i Saadet’in muhafaza edildiği bu yerde, ömürlerinin son günlerini ibadet ve dua ile geçirirlerdi.
Bizleri görünce bir anne gibi severler, sevinirler, her birimizi şefkatle kucaklarlardı. Biz de onların okşayışlarına, kendimizi aynı duygularla bırakırdık.
Hırka-i Saadet dairesinde babama mahsus bir mahal vardı, burada bir masa üzeinde, sırmalı kat kat bohçalara sarılmış, Peygamber Efendimize ait en mühim mukaddes emanet bulunurdu. Büyük hatlarla yazılmış Kur’ân-ı Kerim âyetleri ile işlemeli bir örtü yarı açık şekilde bu masanın üzerine serilmiş dururdu.
İlk önce Babam, masanın önünde dinî bir hürmetle ayakta durur, sonra yanında beklerdi; onu, Şehzâdeler başta olmak üzere ulemâ, vükelâ, evli hemşirelerimin, halalarımın zevcleri, paşalar, mabeyn erkânı bendegân, yâverler, askerler takip ederlerdi. Mukaddes emanet önünde ve Babamın huzurunda tazim duruşunu icra ederlerdi.
Selâmlıktaki merasim bitince; bizlerin bulunduğu harem salonunun kapısı açılırdı. O güne mahsus ağır tuvaletlerimiz, başlarımızda taçlar ve göğüslerimizde nişanlarımız olduğu halde, kıdemlerimize göre vâlidelerimizin yanında yürür, huşû ile bu ziyareti biz de icra ederdik.
Ardımızdan Vükelâ hanımları, sarayın Haznedarları, emektarlarımız ve sarayın genç kızları bizi takip ederdi.
İftar yemeğini her birimiz için ayrı odalarda hazırlanmış sofralarda yerdik, tanıştığımız hanımlarla konuşur ve yeni dostlar kazanırdık.
Hırka-i Saadet ziyaretinin gönüllerimize doldurduğu manevî saadetin, ruhî sevincin bizleri nasıl birbirimize sevgi ve muhabbetle kaynaştırdığını o zaman hep düşünürdüm. Hayatta, itikadıma ve mübarek dinime imanım, bu kaynaktan en büyük gıdasını almıştır.
Bu mesut iftar sonrasında tekrar arabalarımıza biner, bir alay halinde Yıldız’daki dairelerimize avdet ederdik, yolda arabalarımızın mum fenerleri yanar, onların aydınlığında senede bir defa, Hırka-i Saadet ziyareti vesilesiyle, şehirdeki gece hayatına merakla bakmak talih ve zevkine mazhar olurduk.

Kaynak: Babam Abdülhamid – Şadiye Osmanoğlu / Timaş Yayınları

Şadiye Osmanoğlu

Kaynak

İlgili Gönderiler

1 / 4